“Dik durun. Kimseyle kavga etmek bize yakışmaz. Siz kumar oynamadınız, hırsızlık yapmadınız, hukuksuz hiçbir işiniz olmadı. Siz işinize bakın. Dünyanın bütün coğrafyalarında dilimizi öğrettiniz, kültürümüzü yaşattınız. Dünya sizi takip ve takdir ediyor. Size umut bağlamış, sizi bekleyen nice insanlar var. Hizmetiniz kutsî ve vazifeniz büyük. Siz işinize bakın. Sizin işiniz hizmet etmek, benim işim ise size dua etmektir…”1
Bu ifadeler Erzurum’un yiğitlerinden 1967 yılında tanıştığım Alaaddin Öksüz Ağabey’e aittir. Hayatını ve servetini eğitim hizmetlerine harcamış bu nur yüzlü insanı 91 yaşında, hasta yatağında iken gözaltına almak istediler. Ama o bunlara boyun eğmedi. Son sözleri, “Dik durun eğilmeyin. Bu yolda olmak bizler için şereftir. Allah sizleri de bizleri de bu yoldan ayırmasın.” oldu.2
Doğumu ve Eğitimi
Alaaddin Öksüz, 1925 yılında Erzurum’a bağlı Aktoprak köyünde dünyaya gelir. İlkokulu bitirdikten sonra il genelinden seçilen başarılı ve zeki yedi öğrenciden biri olarak Kars’ın Susuz ilçesindeki Köy Enstitüsüne gönderilir. O günlerde bölgede 2. Dünya Savaşı’na dair huzursuz edici söylentiler söz konusudur; bu sebeple orada durmak istemez, eve döner. Daha sonra aynı okuldan Erzurum’da da açılır. Zeki bir çocuk olduğundan bu defa oraya kaydetmek isterler. İlkokul diploması önceden Susuz’daki okula gönderildiği için kaçak muamelesi görür ve okumak nasip olmaz. Onun, yıllar sonra bu konuda; “Olmadı, Allah nasip etmedi. Eğer o okulda okusaydım iyi bir imansız olurdum herhâlde, bilmiyorum.” dediğine şahit oluyoruz.2
Askerlik dönüşü Erzurum sebze halinde birilerinin yanında kâtiplik yapar. Dürüst iş yaptığı için halde aranan adam olur. İşi öğrenir ve iki kardeşiyle beraber kendi işini kurar. Dürüst ve güvenilir olduklarından Cenab-ı Hakk da işlerine bereket ihsan eder ve kısa sürede Erzurum’un zenginleri arasına girerler.
Hizmet Hareketiyle Tanışması
Öteden beri Erzurum’da Risale-i Nur hizmetleri etkin olduğundan Hocaefendi hizmet adına ev açmada acele ettirmez. Üniversiteye gelen talebeler o evlere yerleştirilir. Fakat zamanla bazı rahatsızlıklar olur. Neticede ev açma ihtiyacı hasıl olur ve tevafuk eseri Alaaddin Ağabey’in evi kiralanır.
Alaaddin Ağabey, beş vakit namazını cemaatle kılan biridir. Bir gün seher vakti camiye giderken öğrencilere verdiği evin ışıklarının yandığını görür. Henüz sabah namazı vakti girmediği için merak eder, kapının zilini çalar. Kapı açılınca, “Işıklarınız yanıyor, hayırdır?” diye sorar.
Onlar da “Abi, teheccüd namazı kılıyorduk.” derler.
O aldığı bu cevap üzerine “Ben beş vakit namaz kılıyordum ama teheccüd namazını üzerimize farz olmadığı için çok fazla önemsemiyordum.” değerlendirmesinde bulunur.
Alaaddin Ağabey, o gün hem teheccüd hem de sabah namazını onlarla birlikte kılar. Genç olmalarına rağmen İslam’ı yaşamadaki hassasiyetleri, düzgün namaz kılmaları ve efendilikleri onu çok etkiler.
Kurban Bayramı yaklaşınca öğrenciler, “Alaaddin Ağabey! Biz mahalle mahalle dolaşıp deri toplayacağız. Kurban kesen tanıdıklarına söylesen de derileri ve bağırsakları bize verseler.” derler. O da “Ne yapacaksınız bu derileri ve bağırsakları?” diye sorunca “Bunları satarak üniversitede okuyan ihtiyaç sahibi arkadaşlarımıza destek olacağız.” derler.
Toplanan deriler onun deposuna getirilir. Değişik fakültelerde öğrenim gören bu gençlerin deri toplamaları, zor şartlarda deri tuzlamaları, vakti girdiğinde ise hemen namazlarını eda etmeleri onda büyük bir hayranlık uyandırır.
O günden sonra öğrencilerle arasındaki bağ daha bir güçlenir. Bir gün öğrenciler, “Ağabey, burada kalan üç arkadaş evden ayrılacak; bunlara yeni bir ev bulabilir miyiz?” diye sorarlar. O, “Bu evi beğenmiyor musunuz? Niye yeni bir ev istiyorsunuz?” der. Onlar, “Kredi Yurtlarda kalan sınıf arkadaşlarımızı evimize davet etmiştik. Ev ortamını çok beğendiler. ‘Yer varsa biz de eve çıksak’ dediler. Sizin de malumunuz, biz bu evde dokuz kişi kalıyoruz.” diye cevap verirler.
Gençlerin bu samimi gayretleri Alaaddin Ağabey’in bam teline dokunmuştur; “Benim kirada 23 evim var, onları boşaltayım, size vereyim.” der. Bu alicenap tavır üzerine öğrenciler âdeta bayram ederken, Alaaddin Öksüz de Hizmetin “Alaaddin Ağabey’i” oluverir.
Derken evlere sığmaz olur öğrenciler. Ardından Gülahmet Caddesi’nde bulunan eski bir otel yurt olarak kiralanır. İstanbul’da oturan bina sahibi Erzurum’a gelince kiraya verdiği yurda uğrar. Yurt müdürünün odasında çayını yudumlarken “Burada kaç öğrenci kalıyor?” diye sorar.
Yurt müdürü, “80 öğrenci” der. “Peki, neden hiç gürültü yok?” Yurt müdürü, “Sessiz çalışıyorlar.” cevabını verir.
Duyduğuna inanmakta zorlanan bina sahibi yurdu baştan sona gezer. Öğrencilerin sessizce ders çalışmaları, yatakhanenin düzeni, tuvalet ve banyoların temizliği çok hoşuna gider. Sonra da “Ben normalde kolay kolay bir fakire sadaka bile vermem, fakat burası beni çok etkiledi. Arzu ederseniz burayı sizlere peşin fiyata çok düşük bir meblağa vereyim.” der.
Meseleyi görüşmek üzere mütevelli heyeti toplanır. Otel sahibinin istediği miktarı aralarında pay ederler. Taksimatın ertesi günü Alaaddin Ağabey’in Erzurum İktisat Fakültesinde okuyan oğlu, babasını çok düşünceli görünce “Hayırdır baba, bir rahatsızlığın mı var, çok düşüncelisin?” diye sorar.
O da “Oğlum, Gülahmet Caddesi’ndeki yurt binasını, sahibi çok ucuz fiyata Hizmete satayım demiş. Adamın istediği rakam gücü nispetinde mütevelliye paylaştırıldı. ‘Amcalarınla ortaklıktan mı ayrılayım, nasıl karşılayayım’ diye düşünüyorum.” cevabını verir.
Oğlu; “Baba, ne kadar ödemen gerekiyor?” diye sorar. “Bana düşen 45 milyon lira.” der. Bunun üzerine hem Hizmet hem de aile terbiyesi almış olan oğlu; “Baba, amcalarımdan ayrılma. Bana aldığın şu yeni araba 30 milyon eder. Onu sat, üzerini tamamla ve sana düşen miktarı öde.” diyerek çözüm sunar.
Alaaddin Ağabey, oğlunun arabasını hafta sonu pazara götürür. Bir müşteri, “Hacı amca, arabana ne istiyorsun?” diye sorar. O da beyefendi tavrıyla, “Dadaşım, 45 milyon liraya ihtiyacım var.” deyince alıcı pazarlık bile etmeden “Tamam, alıyorum.” der ve parayı Alaaddin Ağabey’in eline sayar.
Erzurum’da hizmetler ondan önce başlamış olsa da onun omuz vermesiyle âdeta katlanır. O, bu meseleye öylesine inanmıştır ki bundan sonra mesaisinin tamamını Hizmete vakfetmek için işlerini kardeşlerine devreder.
Aziziye Koleji İnşaatı
Evler, yurtlar derken sıra okul açmaya gelir. Bir okul arsası bulunur. Dadaşkent’teki okul inşaatının işlerini takip için Alaaddin Ağabey görevlendirilmiştir. Orada sadece günlerini geçirmiyor, inşaatta bir amele gibi de çalışıyordur. Hatta bir gün hanımı, “Siz hepten dellendiniz, Hizmet deyip oturuyor, Hizmet deyip kalkıyorsunuz!” diye sitem bile eder. Onun bu derece hırz-ı cân etmesi Hocaefendi’nin şu sözüne istinaden olsa gerektir: “Eğer bir insan Hizmet işlerine en az kendi işleri ölçüsünde ehemmiyet vermiyorsa o hakiki hizmet erbabı değildir.”3
İnşaat yavaş yavaş yükselmektedir. Alaaddin Ağabey şahsî itibar ve kredisini kullanarak inşaat malzemesi tedarik eder, işçiler çalıştırır. Ama malzeme bedeli ve işçi ücretleri zamanında ödenemez. Bir gün muhasebeye, “Biraz para verin de borçlarımızı kapatalım.” der. Muhasebeciden, “Abi, kasada beş kuruş yok.” karşılığını alınca hanımının yüzük ve küpesi hariç bütün ziynetlerini bozdurup inşaatın borçlarını kapatır.
Her geçen gün artan inşaat giderlerini karşılamak kolay değildir. O gün tuğlaya ihtiyaç vardır. Hasankale yolundaki tuğla fabrikası akla gelir. Fabrika sahibi gece gündüz içen bir zat olarak bilinmektedir. “Bize tuğla verir mi?” endişesi taşısalar da yola çıkarlar. Oraya vardıklarında adam gerçekten sarhoştur. Alaaddin Ağabey utana sıkıla, “Bizim tuğlaya ihtiyacımız var.” deyince; adam, “Bende sağlam tuğla yok ama binanın arkasında, kenarları hafif kırık ve çatlak tuğlalar var. Onlara bir bakın, işinize yararsa ücretsiz alın, götürün.” der. Binanın arkasındaki tuğlalar işlerine yarayan cinstendir. Hemen kamyonlar, işçiler gelir ve tuğlalar yüklenip götürülür.
Epey bir zaman sonra inşaatta yeniden tuğla ihtiyacı hasıl olur. Tuğla aldıkları o şahsın kapısını tekrar çalarlar. Fabrika sahibi yine içki masasındadır. Adam dikkatlice Alaaddin Ağabey’e bakar ve “Sen daha önce de gelmiş ve kırık tuğlaları almıştın, değil mi?” der. Onun bu sorusu Alaaddin Ağabey’i tedirgin eder. Zira geçen sefer kırık dökük denen tuğlaların hepsini almışlardır. Bu yüzden adamın “Yine mi geldin?” demesinden endişe etmiştir.
Alaaddin Ağabey “Evet” deyince adam, “Birkaç gün önce bir rüya gördüm. Ben ölmüşüm, beni cehenneme götürmek istiyorlar. Birden sen beliriyorsun ve bana sahip çıkıyorsun. Bir kamyon ücretsiz, diğerleri de şu kadar indirimli, ne kadar istiyorsan al.” deyince hem çok rahatlar hem de çok sevinir.
“Bana dünyayı verseniz Hizmet’e değişmem; dünya ne ki!” diyen bu kahramanın kulluğundaki derinlik etrafındaki insanları çok etkiler. Onun hususi hâllerine şahit olanların ifadesiyle o, namazlarında gözyaşı döken ve hıçkırıklara boğulan biridir. Hocaefendi’ye olan muhabbetini ise kelimelerle ifade etmek mümkün değildir.
Ancak bu güzel insanın 17-25 Aralık sürecinden sonra 35 kişilik tutuklama listesinde ismi vardır. Evini basan polisler onu hasta yatağında görünce savcıya, “Bu adam felçli ve 91 yaşında; ne yapalım?” diye sorarlar. Savcı, “Sedye ile getirin.” dese de kamuoyu baskısından dolayı vazgeçerler. Bu arada o, hanımına, “Bu polisler açtır, onlara yemek ikram edin.” der. Bu, onun karakteridir. O babayiğite yapılan insanlık dışı muameleyi duyduğunda Hocaefendi üzüntüsünü şöyle dile getirir:
“Varsınlar, yataktayken bile senin hakkında tevkif kararları kessinler! Dünyanın dört bir yanına açılma mevzuunda babayiğitlerle beraber olmuşsun. Yarış ruhuyla, onlardan geri kalmamak için sen de bir yarış atı gibi koşmuşsun… Vallahi yapacak bir şey kalmamış artık! Senin için diyecek bir söz de yoktur! Ben mahşer günü seninle haşrolduğum zaman, büyüklüğün karşısında iki büklüm olup eğileceğim.”1
Evet, doğunun bu hasbî ve diğergâm insanını bir makaleye sığdırmak mümkün değil elbette. O, bu olaydan iki ay sonra iyice ağırlaşır. İnsanlığın ızdırabı için bağrı yanardağlar gibi yanan bu güzel insan, 19 Nisan 2016’da vefat eder. Ölmeden önce çocuklarına “Hizmetten ayrılmayın, dik durun, eğilmeyin.” diyen bu insanın ardından Hocaefendi şöyle bir taziye mesajı yayımlatır:
“Bidayetten bu yana hamiyetperverliği ve gayreti; civanmertliği ve vefasıyla daima hüsn-ü misal olmuş ve yad-ı cemil olarak anılacak Alaaddin Öksüz Beyefendi’ye Cenab-ı Hak’tan rahmet ve mağfiret niyaz eder, ailesi ve değerli evlatlarına, yol arkadaşlarına sabr-ı cemil dilerim.”4
Makamı âlî, mekânı Firdevs olsun inşallah…
Kaynaklar
- Harun Tokak, “Dik Durun”, Samanyolu Haber, 20 Nisan 2025. https://www.samanyoluhaber.com/yazar/harun-tokak/dik-durun/1476576 erişim: 27.03.2026.
- https://www.youtube.com/watch?v=eq3gN4xVIGk erişim: 27.03.2026.
- https://fgulen.com/tr/eserleri/olcu-veya-yoldaki-isiklar/hizmet-insani
- https://fgulen.com/tr/hayati-tr/taziyeleri/alaattin-oksuz-icin-verdigi-taziye-mesaji