Nice dostlarımız oldu, gönüllerde buluştuk.
Kimisiyle sadece selamlaştık; kimisiyle bir sofrada oturduk;
kimisiyle de bu hayattaki son yolculuğuna kadar beraber olduk…
“Devletin kepenkleri kapatması” dünyada çok aşina olunan bir vaka değil. ABD’de ise Ekim 2025’ten itibaren (bu satırların yazıldığı günlerde) tarihin en uzun süreli kapanmaları yaşandı / yaşanıyor. Maaşlarını alamayan güvenlik personeli bir süredir görevlerine gitmeyince havaalanlarında ciddi kuyruklar oluştu ve seferler aksadı. Bernadette’i uğurlamak için ABD’nin en doğusundan en batısına gitmek üzere uygun uçak seferlerine bakarken zihnimin bir tarafı bu endişe verici haberlerle meşguldü. Aktarmalı gitmem gerekiyordu, dolayısıyla iki gün içerisinde gidiş-dönüş 4 kere uçağa binecektim. Kriz bütün havaalanlarında yaşanıyordu, dolayısıyla sıkıntıyla karşılaşma ihtimali düşük değildi. Yakınlarımdan “Gitmesen mi acaba?” diye telkinde bulunanlar da oldu – ama Bernadette için değerdi.
Nitekim değdi.
Kendisiyle birebir olarak görüşmem en fazla bir elin parmakları kadar olmuştur, belki de daha da az. İlk tanışmamız yirmi yıl kadar evvel Türkiye’de olmuştu. Hizmet Hareketi’nin mümtaz müesseselerinden birini – Hepsi öyle değil miydi zaten! – ziyarete gelen bir akademisyen grup içerisindeydi Bernadette. Orada yapılacak tanışmada ben de tercüman olarak bulunmuştum. O Amerikalı grupta başka kimler vardı, hatırlayamıyorum; eşi Daniel’la birlikte hafızamda o kadar büyük bir yer tutmuşlar ki diğer misafirlere hiçbir boşluk kalmamış gibi. İnsanlığın temel sorunları, ihtiyaç duyulan çözüm yolları, bu istikamette toplumlar arası barışın, anlayışın geliştirilmesi, hoşgörü ikliminin genişletilmesi, evrensel insanî değerlerde buluşma, insana ve inançlara saygı ve daha nice konular üzerinde konuşurken Daniel’ın mütebessim ve mütefekkir hâlinin yanında Bernadette’in ağlamaklı gözleriyle tasdik eden bakışları dün gibi zihnimde. Onda marifet seferine çıkmış, “Gece saatlerinde Allah’ın âyetlerini okuyarak secdelere kapanırlar.” (Âl-i İmrân, 3/113) iltifatına mazhar olanları hatırlatan bir hâl vardı.
Muhtemelen o seyahatlerinde Bursa’da yaşadıkları ilginç bir olay anlatılmıştı bana. Ulu Cami’yi ziyaretleri sırasında grup rehberi Hüseyin Bey, Bernadette hanımın bir ara ortadan kaybolduğunu fark eder ve onu aramaya başlar. Caminin giriş kısmında olduğunu görünce yanına gider ve “Her şey yolunda mı?” diye sorar. Bernadette, girişte bedensel engelli bir kişiyle karşılaştığını ve onunla sohbet ettiğini söyler. Hüseyin Bey “Nerede bu kişi?” diye sorunca Bernadette arkasını dönüp işaret etmek ister ama o yönde öyle birisi gözükmemektedir. Olsa bile hangi dilde anlaştıkları da ayrı bir soru işaretidir. Hüseyin Bey, “Acaba Hızır (aleyhisselâm) olabilir mi?” diye soruyordu bana anlatırken. Bedensel engelli birinin bir anda ortadan kaybolması pek mümkün olmasa da Hızır olup olmadığı o âlemlere açık olanların takdir edeceği bir şey; ancak Bernadette’in ömründe ilk kez geldiği ve içinde hayranlıkla dolaşması beklenen o muhteşem mabette hiç tanımadığı biriyle mülaki olması onun da çok sıradan biri olmadığı kanaatimi destekleyen bir olaydı.
Aradan bir on yıl kadar geçmişti. Kaliforniya’ya bir program vesilesiyle gelmiştim. Daniel ve Bernadette’le görüşmeyi arzu ediyordum. Los Angeles’ın doğusunda bir yere taşınmışlardı. Epey bir mesafe vardı ve ciddi vaktimizi alacaktı. Ama bu görüşmeye değerdi.
Nitekim değdi.
Onlar biraz batıya biz de Atilla abiyle birlikte biraz doğuya geldik ve bir kafede buluştuk. Türkiye’de yaşanan meşum süreç hakkında konuşurken, Daniel yine mütefekkir bir edayla dinliyor, Bernadette ise zulme maruz kalan sanki bizzat kendisiymiş gibi olanları ruhunda hissediyordu. Bir zamanlar ziyaret ettikleri müesseselere el konulduğunu ve tanıştıkları Hizmet gönüllülerinin başlarına gelenleri duydukça sarı saçları ve beyaz teninin kontrastında masmavi gözleri yine yaşlarla dolmuş, kan çanağına dönmüştü. Artık gitme vakti geldiğinde ayrılmak için müsaade istemiştik. “Durun bir dakika. Daha dua etmedik.” dedi Bernadette. Masaya tekrar oturduk, ellerimizi tuttu ve İngilizce olarak “Peace and blessings upon Prophet Muhammad and his Companions,” yani “Hz. Muhammed’e (aleyhisselâm) ve ashabına salât ü selâm olsun…” diyerek duasına başladı. Bu sözleri duyar duymaz Atilla abiyle beraber – hani derler ya – koptuk, gittik. Salât ü selâmın coşkunluğu karşısında Türkiye ve Hizmet gönüllüleri için yaptığı duanın sözleri gözyaşlarımızla beraber hafızamdan yıkandı gitti.
2023’ün şubat ayında Hizmet konferansı için Los Angeles’a gelmiştim. Daniel da konferansa katılmıştı. Ancak Bernadette yoktu. San Diego’da emeklilerin yaşadığı bir siteye yerleşmişlerdi. Los Angeles’tan yaklaşık 2 saat daha güneyde bir yer. ABD’de mesafeler çok uzak ve Kaliforniya da hemen gidilebilecek bir yer değil. Dolayısıyla hazır gelmişken ziyaret etmek istedim. Asıl maksadım konferansa benimle birlikte katılan eşimin de Bernadette’le tanışmasını sağlamaktı. Mesafeye değeceğinden emindim.
Nitekim değdi.
Yaşadıkları site biraz yüksekçe bir yerde, gurup vaktinde harika bir ufuk manzarasına sahipti. Sitenin bahçesinde muhabbet ederken, Bernadette’in gözleri yine ağlamaklı, gurub eden güneşin son şualarıyla yine hüzünlüydü. Allah’ın sonsuz rahmetini hatırlatıp bizi bir taraftan teselli ederken, âdeta yıllar geçtikçe ruhen daha farklı mertebelere ulaşmış bir arifle beraber olduğumuzu hissettiriyordu. Namaz kılmamız gerektiğini söyleyince başına sardığı örtüyü biraz daha düzelterek o da bize eşlik etti. Böyle bir gönül insanıyla kısa bir süre de olsa beraber vakit geçirmek eşimi de beni de manen doyurmuştu.
Daniel & Bernadette – ikisinin kullandığı tek bir e-posta adresi vardı. Mesajlarının altında da isimleri yan yana bulunurdu. Âdeta tek bir can olmuş iki insan; 51 yıl boyunca sevgiyle büyüyen bir evlilik, tek gönül, tek yazar. Derken, 2026 yılının başında Bernadette’in acilen hastaneye kaldırıldığı, beyninde tümör tespit edildiği ve ileri bir evrede olduğu haberini acı bir e-maille aldık. Mesajın altında ikisinin imzası vardı yine, ama konuşan Daniel’dı sadece. Yoğun bakım, ameliyat derken, fazla ömrünün kalmadığını söylemişler. ABD’de usul biraz böyle – ne kadar acı da olsa gerçeği bütün yalınlığıyla pat diye söylüyorlar. Nitekim çok kısa bir sürede hastalığı ilerlemiş, takatten kesilmiş ve konuşamaz hâle geldiğini iletti Daniel. Vefatından birkaç hafta evvel ziyaretine giden İbrahim ve Atilla abilerimizle konuşamasa da yine tasdik eden bakışlarıyla bakmış, bir süre ellerini tutmuş, onları hatırladığını hissettirmiş. 9 Mart günü ruhunu teslim ederken vefalı eşi Daniel yanı başındaymış.
Doğrusu onunla son bir kere daha görüşebilmeyi, bizi teselli ettiği gibi ben de onu teselli etmeyi arzu ediyordum. Ancak, yoğun bakım hâli, şuurunun ve konuşma yetisinin zayıflaması, bakımevinin şartları, derken Ramazan ayındaki yoğunluğumuz dolayısıyla son günlerine yetişememiş olmanın hicranını içimde hissediyorum hâlen. Bu hicranın ağırlığı içerisinde cenazesine gitmemem söz konusu olamazdı. Havaalanlarının şartları ne olursa olsun Bernadette’e son vazifemi yapmalı ve Daniel’ın yanında olmalıydım. Allah’ın lütfuyla, belki de ömrümdeki en rahat seyahatlerden biriyle cenazeye gidip döndüm. Uzun kuyruklar yoktu ve uçaklar tam da vaktinde kalktı. Gideceğim istikamette zaten programı olan Mustafa abimiz havaalanından beni aldı, kalacağım yere götürdü. Lise arkadaşım Yaşar beni ağırladı; Murat Bey ve Selman’la beraber cenazeye birlikte gittik. Son günlerindeki bakımını yapan birkaç sağlık görevlisi ve kaldıkları sitedeki bir-iki kişi haricinde cenazede Bernadette’in “kardeşlerim” dediği Hizmet’ten dostları vardı sadece. Burak kardeşimiz Daniel’ın şoförlüğünü üstlenmişti. Daniel’ın hazırladığı küçük broşürde sürekli okudukları ve yanlarında taşıdıkları cevşen’den bir bab da vardı.
Daniel elinde iki kırmızı gül tutuyordu. Veda konuşmasında “Bernadette, Sevgililer Gününde benden hiç hediye istemezdi. Son yıllarda bir gül almama razı olmuştu. Tek bir gül.” dedi ve elindeki iki gülden birini tabutun üstüne koydu. Diğerini de bendenize uzatarak eşimle birlikte – kendisinin Bernadette’le olduğu gibi – uzun ve mutlu bir ömür diledi. Ne güzel bir jest, ne güzel bir dua! Fakirane, bir vefa gereği bendeniz de bir-iki kelam etmeye çalıştım. İki güzel insanın birbirlerine sevgilerini ve âdeta Allah’a olan aşklarını sembolize eden elimdeki gülü aşağıda tutmamak için uğraşırken farkında olmadan mikrofon gibi kullanmış olduğumu sonradan anladım. Sonrasında Daniel’ı bir süre kültür merkezinde ağırladıktan sonra Burak kardeşimiz onu tekrardan evine götürürken zannediyorum Hizmet gönüllülerinin varlığı bir nebze teselli olmuştur diye ümit ediyorum.
***
Dünyada Daniel gibi, Bernadette gibi insanların sayıları ne kadardır, bilemiyorum. Allah’a ve dostluklara açık olmalarıyla çok müstesna oldukları bir gerçek. Ancak, kurulan samimi dostlukların neticesinde sizleri ve bizleri, başka kimsenin yanlarında olmadığı zor zamanlarında arayabilecekleri bir kardeş gibi görecek ve buna muhtaç olan milyonlarca insan var. Diyalog çalışmalarıyla muhabbet kapılarını bu insanlara açan Hizmet gönüllülerine selam olsun.