
Bernadette
Nice dostlarımız oldu, gönüllerde buluştuk.Kimisiyle sadece selamlaştık; kimisiyle bir sofrada oturduk;This content is restricted. Please subscribe or log in to access full content.Tüm içeriği görmek

Nice dostlarımız oldu, gönüllerde buluştuk.Kimisiyle sadece selamlaştık; kimisiyle bir sofrada oturduk;This content is restricted. Please subscribe or log in to access full content.Tüm içeriği görmek

2019’un mayıs ayı… Ramazan… Yayınevimizde günlük işlerimize devam ediyoruz. Ruhumuz ve midemiz oruçla gelen yıllık izinlerinde. Ancak çay ve kahveyle uyarılmaya alışmış zihinlerimiz yorulunca gözlerimiz

Yükseldi de yükseldi… Izdırapla gelmiş yükseliş. Rahat yatağında yatana değil, ızdırapla iki büklüm olana nasipmiş. 14 asır öncesini hatırlatan bir dönem… O ilk kahramanların

Gittikçe artan çevre felaketleri, küresel ısınma, nükleer silahlanma ve tekrar kutuplaşmaya başlayan dünya, kıyamet senaryolarını akıllara getiriyor. Bunun yansımalarını edebiyat dünyasında ve film endüstrisinde de

Ağzımda eski dişlerimden geriye kalan kocaman bir boşlukla ayrıldım Türkiye’den. Çürümüş köklerden kurtulmuş olmanın rahatlığı ve yeni implant köklerinin sızısıyla pasaport kuyruğuna girdim. Planım şöyleydi:

“Gurbet (ya da sürgün) bir kişiyle memleketi arasına, bir insanın özüyle gerçek yuvası arasına zorla kazılmış onulmaz bir yarıktır.” diyor Edward Said.[1] Bu öyle bir