Öğretmenlik, gönül işidir. Bilmekle yetinmez, hissetmeyi de ister. Aklına vicdanını, sevgisini, şefkatini ve fedakarlığını yoldaş eder. Ahmet Hoca da yıllarını bu mesleğe vermiş, beyaz tebeşirin tozunu hayatının çizgisine katmıştı. Dürüstlüğü dillere destandı. Adildi, merhametliydi. Öğrencilerinin sevgisini kazanmak için çırpınmasına gerek yoktu. Onun hayatının normali olan her hareketi zaten etrafında bir sevgi hâlesi oluşturmaya yetiyordu. Velilerle sürekli irtibat hâlinde olması sonucu öğrencilerini yakından tanıyor ve onlara en güzel şekilde davranıyordu. Yetimin başını okşar, üzgünün gönlünü yapar, çekingenin elinden tutarak ona öz güven aşılardı. Meslektaşları arasında da yardımseverliği ve meselelere kolay ama etkili çözümler bulması ile sevilirdi. Okul idaresi de onun okuldaki örnek hâlinden memnundu.
Ahmet Hoca yıllardır bir araba almanın hayalini kuruyordu ama maddî imkanları bir araba almaya elverişli değildi. Aslında bankalar uygun şartlarda kredi veriyorlardı ama o banka kredilerine bulaşmayı uygun görmemişti. Onun yerine tasarruf etmeyi alışkanlık hâline getirmişti. Her ay maaşının küçük bir kısmını kenara koyar, hayalini kurduğu arabaya bir gün kavuşacağına inanarak sabrederdi. Onun için bu, sadece bir araba değil, emeğinin, sabrının ve gayretinin bir simgesiydi.
Tüm içeriği görmek için lütfen giriş yapınız ya da abone olunuz.
Abone Ol