Denizlerden esen ince bir serinlik
adıyla beraber girdi şehre;
valizine değil, yüreğine saklamıştı
kıtaların tuzlu hikâyelerini
ve insanlığın kardeşlik visâlini…
Uzaklardan geldi;
ceplerinde okyanus kokusu,
paltosunun eteklerinde
batı rüzgârının yorgun ıslığı.
St. Louis’in yağmur görmüş kaldırımları
ayakkabılarının ucuna sinmiş,
düğmelerine asılmıştı
İshak kuşunun tuzlu nefesi;
aşkın ebruli seherinden kopmuş
ince bir ürperti…
Özünde kadim
kin alevinden kurtulmuş gönül atlası;
kalbinde Roma taşlarının
bin yıllık, sessiz duası.
Ve elinde ümit dolu
uhuvvet tası…
Kapıyı açtı Anadolu.
Taş avlularda çocuk cıvıltıları,
ezanla çan sesi
aynı göğe yazılmış iki ayrı hat gibi
süzüldü kulaklarına.
Bu ses karışımında
ağrısı tütsü kokulu
mahcup bir çağrı vardı;
bir âti baharına,
tomurcuğu derinlerde saklı bir çağrı…
O, bir rahipti;
gömleğinin beyaz yakasında
bin yıllık bir kilise nefesi,
kalbinin iç katmanlarında ise
Kur’ân sayfalarından uçuşan
yeşil titreşimler…
Bir başka ahenk
ve ufkunda
firuze takvimler;
günleri, geceleri kardeş eden renk…
Sorular sordu,
korkmadan…
“Kimdir Said Nursî?” dedi bir gün;
dağların ardında yankılandı bu soru;
zindan kokulu odalardan,
yırtık seccadelerin üstünden
bir nur kalkıp yürüdü ona doğru.
Bu göz ve gönüllere ferdi;
sanki kapalı bir kandil
kendini açtı, içini gösterdi.
Her kitabın arasında
sırlı bir köprü aradı;
kelimelerin kurduğu,
gözyaşlarının harç yaptığı…
Ve buldu:
iman,
aşk,
merhamet…
İsimleri değişse de
aynı Hakk’a dönüyordu bütün yollar;
sûre sûre, âyet âyet;
kimi kıvrıla kıvrıla bir dere gibi,
kimi elif gibi,
Dârüsselâm’a eren bir istikamet.
Kâh bir ışık ev avlusunda
çay buğusuna karıştı sözleri;
kâh bir üniversite amfisinde
tahtaya kocaman yazdı
“Adalet” kelimesini;
yanına ince bir okla
“Rahmet”i ilave etti.
Bu, Haşim’in akşamına benzer;
ay dokulu,
ney mayalı, kamış rengi
körpe bir davetti:
sükûtu konuşturan bir davet…
Müslümanların gözlerinde
önce şaşkınlık belirdi:
“Bu yabancı niye
bizim acımıza bu kadar eğiliyor?”
Sonra yavaş yavaş
dudaklarında bir tebessüm
filiz verdi:
“Demek ki,
gönül dilini
lisan öğrenmeden de
okuyabiliyormuş insan.”
Hristiyan dünyasına döndüğünde
elinde dosyalar değil,
kalbinde hikâyeler taşıdı:
kırık bir rahlenin başında
harfleri öpen çocuğun duasını;
gurbet elde,
dostunun omzuna başını koyan
bir mü’minin titrek iç çekişini;
gecenin göğsüne düşen
yalnız ama yol gösteren bir yıldız gibi…
Sadece metinleri çevirmedi,
kalplerin kenar notlarını da tercüme etti;
içindeki dertlerin kemanı, sazı, udu
aynı hüzünde aynı telden inledi.
“Burada, insanlığın ortak acısı var,” dedi,
yüreğini gösterip;
“burada ise insan olmanın buğusu;
ortak umudu…”
Bir konferans salonunda
mikrofonun başına geçtiğinde
birliğe and içtiğinde
sesinde ne galip olma hırsı,
ne benlik havası,
ne haklı çıkma gururu vardı;
o serâpâ hürdü;
ve kalbinde var olan tek şey
kardeş olmanın,
gerçeği beraber aramanın
huzurlu yorgunluğu…
O bu anda bile
ağaç dalları gibi
sarmaş dolaş bir beşer tablosu görürdü!
En yıkık demlerde,
dudaklarında söz, bir kılıç değil;
yaraya merhem sürer gibi yürürdü…
Böylece seneler aktı,
saçlarına kar düştü
Roma’nın kışından,
İstanbul’un rüzgârından,
Anadolu’nun bozkırından.
Her bir tel,
ayrı bir yolculuğun
ince notu oldu alnında;
uhrevî bir harita gibi
beşaretli;
yolları dua ile işaretli.
Şimdi,
adını duyanların zihninde
tek bir cümle dolaşıyor:
“Bir rahip geldi
ve bize, bizi anlattı;
kutsî değerlerimizin
ne kadar kıymetli olduğunu
yeniden hatırlattı.”
Thomas Michel…*
Bu isim,
Doğu ile Batı arasında
ince bir köprü gibi asılı
kalacak tarihte:
altından geçerken
kimse pasaport göstermeyecek,
sadece
kalbini açması yetecek;
kilit dilde değil, niyette çözülecek.
Rahmetle anıyoruz
bu yiğit bahadırı,
gerçek iman ve
aşk şehsuvarını…
Ruhun şâd olsun,
kalbi hakikate açık
son devrin Batı’daki nuru,
gelecek baharın
bülbül ötüşlü uğru…
Ruhun şâd olsun,
muştu yıldızı…
Son şarkısını söyleyen kuğu;
Habibi Neccar soylu,
Bahira’nın oğlu…
___
*Thomas Michel, hayatını inanca ve din müntesipleri arasında diyaloğa adamış bir gönül dostuydu. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye çok sayıda ziyarette bulunmuş, hakkında makale ve kitaplar yazmıştır. Thomas Michel, 24 Kasım 2025’te uzun yıllar görev yaptığı Tayland’da hayata gözlerini yumdu.