Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını anlatan eserlerde şöyle bir hadise nakledilir: Bir gün ona: “On beş Müslüman ve on beş gayrimüslim yan yana dizilse, her seferinde yalnızca gayrimüslime isabet edecek şekilde bir kura düzeni kurulabilir mi?” şeklinde bir soru sorulur.
O, bu soruya, “Bunların 124 ihtimali vardır.” dedikten sonra şunu ilave eder: “Bu meseleden daha zor olanı, mesela 2500 ihtimal üzerinde olanını yapabilirim.” der ve iki saat içinde yüz kişiden ellisini, her seferinde gayrimüslime isabet edecek şekilde düzenler. Hatta, beş yüz gayrimüslimi, 250 bin ihtimal üzerinde oluşturarak, Van Valisi Tahir Paşa’ya gösterir ve bu konuda bir kitapçık yazar. Maalesef o kitapçık Van’da çıkan bir yangında yanmıştır.”[1]
Bu ifadeler, kendisi hayattayken yazılmış ve bizâtihi onun tarafından tashih edilmiş Tarihçe-i Hayat isimli eserinde geçmektedir.
Matematik ve Matematiksel Düşünce Nedir?
Matematik, sayı ve ölçü temelli niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adıdır. Mantık üzerine kurulu olmasından dolayı bir mesele üzerindeki bütün sebepleri ve buna dayalı sonuçları bu yolla hesaplayabilmek mümkündür. Matematiksel düşünceye gelince o da olayların doğru anlatılması, algılanması ve yorumlanmasını sağlayan sistematik bir düşünce yapısıdır.[2]
Arapçada Riyaziye veya Cebir (Riyaziye, genel olarak matematik ilimlerinin tamamını; Cebir ise bilinmeyenleri harflerle ifade eden ve denklemler yoluyla çözüm arayan dalı karşılayan Arapça terimlerdir) olarak da ifade edilen matematik, aslında eşyanın yaratılışında var olan ölçü ve âhenkten doğmuştur. Bediüzzaman, Van’da yaşadığı yıllarda matematikle bizzat alakadar olduğu yazının başındaki örnekten anlaşılıyor. Ancak o, “İkinci Said” dediği 1920’lerden sonra doğrudan matematikle ilgilenme yerine matematiğin usul ve yöntemlerini iman hakikatlerini ispat ve izah edebilmek için kullanmıştır. Bu şekilde yaptığı izahlarla iman hakikatlerini “iki kere iki dört eder” derecesinde bir sarâhatle ortaya koymuştur.
Mesela o, bu yolla yaptığı izah ve ispatların karşısına hiç kimsenin çıkamadığını şöyle ifade eder: “Risale-i Nur, erkân-ı imaniyeyi (…) öyle bir tarzda beyan eder ki; hiçbir münkir, hiçbir dinsiz, o hakikatleri inkâr edemez. Hem riyazî bir katiyetle ispat eder, göze gösterir, aklı ikna eder, latifeleri doyurur; artık hiçbir imanî ve Kur’ânî hakikati inkâra mecal kalmaz.”[3]
Ayrıca onun hesap ve matematikteki zihin gücünün örneklerini, eserlerinin pek çok yerinde görmek mümkün olup bunlardan biri Tabiat Risalesidir. Bediüzzaman, burada dolaylı ispat metodunu kullanarak, önce kâinatı Allah’ın yaratmaması durumunda ortaya çıkabilecek üç ihtimali ortaya koyar. Sonra bu üç yaklaşımın yanlış olduğunu göstermekle dördüncüsünün doğru olduğu sonucuna varır.[4] Burada matematiksel düşüncedeki indüksiyon (tüme varım; yani tek tek özel örneklerden hareketle genel bir sonuca ulaşma yöntemi. Mesela, “Gördüğüm her kargа siyahtı, öyleyse bütün kargalar siyahtır.” gibi. Buna karşılık tümden gelim ise, genel bir düsturdan hareketle özel sonuçlara inme yöntemidir: “Bütün insanlar ölümlüdür, Sokrates insandır, öyleyse Sokrates de ölümlüdür.” gibi) metodunu kullanarak dinî bir konuyu akıllarda hiçbir tereddüt bırakmayacak şekilde izah ve ispat eder.
Bir başka örnek ise kâinatın sebepler eliyle şans eseri yaratılamayacağı iddiasına verdiği misaldir. O, bu iddiayı kabul etmenin bir eczanedeki kimyevî maddelerin rüzgâr veya fırtına vasıtasıyla devrilmesi neticesinde muhteşem bir ilacın ortaya çıkması demek olacağını söyler ki bunun öyle olamayacağını en basit düşünen insanlar bile kabullenmez.[5]
Bediüzzaman, Risale-i Nurlarda zerreden atoma, atomdan hücreye, hücreden bedene, bedenden kâinata yaptığı yolculuklarda okuyucularını matematiksel düşüncede var olan doğrudan ispat metodonu kullanarak ikna eder. Aynı şekilde karşıt ters ispat veya karşıt örnek ispat metotlarına (Karşıt ters ispat, bir önermenin doğruluğunu ispatlamak için önce yanlış olduğunu farz edip bu varsayımın çelişkiye yol açtığını gösterme yöntemidir. Karşıt örnek ispat ise genel geçer sayılan bir iddiayı çürütmek için tek bir çelişen örnek sunmaktır. Mesela “Bütün sayılar istisnasız pozitiftir.” iddiasına karşı “−3 de bir sayıdır” demek gibi) da risalelerde rastlamak mümkündür.
İspat metoduna ek olarak onun kullandığı ve insanların aklına hitap ettiği diğer bir metot ise matematiksel düşüncedeki mantıktır ki bu yaklaşımı, Kur’ân kaynaklıdır. Zümer sûresinin 29. âyet-i kerimesinde Cenab-ı Hak, “İşte şimdi Allah bir temsil daha getiriyor: İki adam var, bunlardan birincisi, birbirine rakip, birbiriyle hep çekişen ortakların emrinde, diğeri ise sadece bir kişinin emrinde çalışıyor. Bu ikisinin durumu hiçbir zaman aynı olur mu?” buyurmaktadır. Bu mantıkî soruya insan aklı elbette “Hayır.” demek zorunda kalır ki Cenab-ı Hak da zaten âyetin sonunda insanın verebileceği, “Olmaz elhamdülillah!” şeklinde cevabı verir.
Yâsin sûresinin 78 ila 82. âyetlerinde ise ahiret hayatı ve yeniden diriliş konusunda “Nasıl yaratıldığını unutarak, bir de misâl fırlattı Bize: “Çürümüş vaziyetteki o kemikleri kim diriltecek!” diye. De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltir, hem O, yaratmanın her türlüsünü bilir.” O’dur ki sizin için yeşil ağaçtan bir ateş yaratır, siz de onu tutuşturup durursunuz. Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya olmaz mı kadir! Elbette kadir! Hallâk O’dur, alîm O’dur! (Her şeyi yaratan, her şeyi bilen O’dur). Bir şeyi dilediğinde O’nun buyruğu, sadece “Ol!” demektir, hemen oluverir…” şeklinde sorularla insan mantığına hitap eder. Üstad Bediüzzaman da matematiksel düşüncedeki bu mantığı kullanarak; “Demek zerreyi icad eden, yıldızın icadından âciz kalamaz. Ve lisan gibi bir uzvu halk eden, elbette insanı kolayca halk eder. Ve bir tek insanı böyle mükemmel yaratan, herhalde bütün hayvanatı kemâl-i suhuletle yaratabilecek ve gözümüz önünde yaratıyor.”[6] diyerek insan aklına mantık çerçevesinde hitap eder.
O, peygamberlik meselesini izah ettiği 19. Mektup’ta da bu meseleyi mantık silsilesi içinde ele alarak şöyle anlatır: “Madem yapan bilir, elbette bilen konuşur. Madem konuşacak, elbette zîşuur ve zîfikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak. (…) Madem insan nev’i ile konuşacak, elbette insanlar içinde kabil-i hitap ve mükemmel insan olanlarla konuşacak.”[7]
Aynı şekilde Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğru sözlü oluşunu, mesajını kusursuz olarak aktardığını da yine mantık kaidesini kullanarak şöyle izah eder: “Hem bilirsin, küçük bir adam, küçük bir haysiyetle, küçük bir cemaatte, küçük bir meselede, münazaralı bir davada hicapsız, pervasız; (…) teessür ve telaş göstermeden söyleyemez. Şimdi bak bu zata; pek büyük bir vazifede, (…) pervasız, tereddütsüz, çekinmeden, (…) damarlarına dokunduracak surette söylediği sözlerinde hiç hilaf bulunabilir mi?”[8]
Ayrıca Hazreti Peygamberin insanlık tarihinde eşine az rastlanır bir inkılaba imza attığını sigara[9] örneği üzerinden ters mantıkla izah eden Bediüzzaman, Onun (sallallâhu aleyhi ve sellem) çok kısa zamanda ve az bir kuvvetle içki gibi büyük bir problemi çözmesini de ters mantıkla açıklar.
Bir başka örnek ise 11. Lem’a’da geçen “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmrân, 3/31) âyetinin izahıdır: “Nasıl mantıkça kıyas-ı istisnâî misali olarak denilir ki, eğer güneş çıksa gündüz olacak. Müsbet netice için denilir ki, şimdi güneş çıktı. Öyleyse netice veriyor ki, şimdi gündüzdür. Menfi netice için denilir ki, şimdi gündüz yok. O zaman netice veriyor ki, güneş çıkmamış. Mantıkça, bu müsbet ve menfi iki netice kesindirler. Aynen öyle de şu âyet-i kerime der ki, eğer Allah’a muhabbetiniz varsa, Allah’ın sevdiği insan olan Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) tabi olunacak. Tabi olunmazsa, neticesi şudur ki, Allah’a muhabbetiniz yoktur…”[10]
Bediüzzaman Hazretleri, ispat ve mantık metotları gibi sıklıkla kullanılan yöntemlerin yanı sıra olasılık, kesir veya geometri gibi diğer matematiksel metotlara da Risalelerde yer verir. Mesela der ki “Tavus kuşunun yüz yumurtası bulunsa, yumurta itibarıyla beş yüz kuruş eder. Fakat o yüz yumurta üstünde tavus oturtulsa, sekseni bozulsa, yirmisi yirmi tavus kuşu olsa, denilebilir mi ki, ‘Çok zarar edildi, bu muamele şer oldu ve kuluçkaya yatırmakla zayi oldu.’ Hayır, öyle değil. Çünkü o tavus milleti ve o yumurta taifesi, dört yüz kuruş fiyatında bulunan seksen yumurtayı kaybedip, seksen lira kıymetinde yirmi tavus kuşu kazandı.”[11]
Onun özlü ifadelerinin yer aldığı Hakikat Çekirdekleri bahsinde, “Cemaatte doğru birlik olmazsa, toplama ve ilaveler, kesirle çarpmış gibi küçültür.”[12] diyerek matematikteki kesir yöntemine atıfta bulunur.
O, insanların dünya hayatındaki risk ve tehlikelere karşı aşırı korkuya kapılmamaları gerektiğini açıklarken de matematiksel düşüncenin ihtimal hesabını kullanarak İstanbul’daki kayıkçıları örnek verir. Burada, yüzlerce kayık arasında senede belki birkaçının battığını, dolayısıyla kayıkçıların çok küçük bir ihtimali göze alarak korkusuzca işlerine devam ettiklerini vurgular.[13]
Hulasa Bediüzzaman Hazretleri, pozitif düşüncenin karşısına matematiğin sunduğu imkânları kullanarak çıkmış ve bu şekilde güncel hayattaki ihtimal, oran ve orantı hesapları üzerinden “Bir” olanı, yani Allah’ın varlığını peynir ekmek yeme kolaylığı içinde takdim etmiştir. Ayrıca o, sadece iman hakikatlerini değil, daha farklı alanlarda akla gelebilecek müphem soruları izah ederken de matematiksel düşüncenin verilerini kullanmıştır. Mesela şu soru onlardan biridir.
“Sual: Kısa bir zamandaki küfre mukabil, Cehennemde ebedi hapis nasıl adalet olur?
Cevap: Sene 365 gün hesabıyla, bir dakikada katl, yedi (7) milyon sekiz yüz seksen dört (884) bin dakika hapis iktizası kanun-u adalet iken, bir dakika küfür bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfürle ölen bir adam, kanun-u adaletle, elli yedi (57) trilyon iki yüz bir (201) milyar iki yüz (200) milyon sene, beşerin kanun-u adaletiyle hapse müstahak olur.”[14]
Bu yazıda sözü edilen matematik metotlarına ek olarak Risalelerde sıklıkla fizik, kimya, astroloji, moleküler biyoloji gibi pek çok konuya da atıfta bulunan Bediüzzaman, iman hakikatlerini akla yaklaştırabilmek için hikâyeciliklerle anlatır. Bu yüzden olsa gerek, günümüz insanının aklında ve kalbinde Risalelerde anlatılan iman hakikatlerine karşı bir hüsnü kabul vardır. İnandığı değerleri temsil etmeyi gaye edinen kimseler sanırım bu eserleri dikkati nazara almalıdır.
Kaynaklar
[1] Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Süreyya Yay. 2019, s. 57.
[2] Risale Akademi, “Risale-i Nur’da Matematiksel İsbat Metodu”, 8 Ocak 2017.
[3] Nursi, İşârâtü’l-İ’câz, Süreyya Yay. 2019, s. 286.
[4] Nursi, Sözler, Süreyya Yay. 2019, s. 809-821.
[5] Nursi, Sözler, Süreyya Yay. 2019, s. 202.
[6] Nursi, Şuâlar, Süreyya Yay. 2019, s. 791-792.
[7] Nursi, Mektubat, Süreyya Yay. 2019, s. 121.
[8] Nursi, a.g.e., Süreyya Yay. 2019, s. 285-286.
[9] Nursi, a.g.e., Süreyya Yay. 2019, s. 287-288.
[10] Nursi, Lem’alar, Süreyya Yay. 2019, s. 76.
[11] Nursi, Mektûbat, Süreyya Yay. 2019, s. 56.
[12] Nursi, a.g.e., Süreyya Yay. 2019, s. 700.
[13] Nursi, a.g.e., Süreyya Yay. 2019, s. 608-609.
[14] Nursi, Lem’alar, Süreyya Yay. 2019, s. 420-421.