Sanal âlem çok renkli, cazibedar, bir o kadar da eğlenceli. Pek çok şeyi ayağımıza getiriyor, bir tıkla alışveriş yapıyor, insanların aylarca yolculuk yapıp öğrendiği bilgilerin çok daha fazlasına bir tuşa basıp göz açıp kapayıncaya kadar erişiyor, uzaktaki sevdiklerimizle yanı başımızdalarmış gibi görüşüp konuşuyor, işimizi evlerimizden halledebiliyoruz… Uzayıp giden bir faydalar listesi var önümüzde. Ama bu iyilik potansiyeli yanında her gün kaç defa da kötülük adına kullanıyoruz kim bilir.
Geçenlerde izlediğim bir videoda duyduğum bazı şeyler beynimde hâlâ yankılanıyor. Bir yudum su alayım, dudaklarım kurudu diyen muhterem insan suyu ağzına götürüp iki yudum içince sözlerine şöyle devam etti: Bir yudum alayım dedim, iki yudum aldım acaba o da yalan oluyor mu? Nazik bir konu çünkü ağızdan çıkan her şey yazılıyor. Çünkü azlıktan kinaye diyoruz da fakat niye sarahat, hakikat varken kinaye konuşacaksın ki? Belki doğrusu bir iki yudum alayım demek olmalıydı. O dilimizde birkaç yuduma delalet eder.[1] Bir yudum su konusundaki bu hassasiyet hepimiz için derin düşünce mevzusu olmalı aslında. Su için bu kadar hassas olunması lazımsa hayatımızı baştan sona ele alsak acaba daha hassas olmamız gereken neler yakalarız?
Bir yudum su mevzusundan hareketle şöyle günlük hayatımızı bir gözden geçirdim ve maalesef bu önemsiz görülen yalanların sanal dünyada aslında ne kadar fazla olduğunu fark ettim. Ne yazık ki sanal dünya belli ölçüde yalan dünya olmuş; sahip olunan pek çok ahlakî değeri epeyce bir aşındırmış görünüyor. Örnek vermek gerekirse aslında o kadar çok ki burada sadece bazılarına değinsek belki her birimiz kendimize ayna tutar, bir muhasebe yapar ve bundan sonrası için daha dikkatli davranırız.
Bunun yalnız bireysel bir problem olmadığı, küresel bir zihniyet çöküşünün yansıması olduğu çok açık. Noam Chomsky’nin şu sözü tam da bu duruma ışık tutmaktadır: “İngilizcede, insanlığın varlığını uzak bir gelecekte değil, hâlihazırda, sırf tıka basa dolu ceplerine birkaç dolar daha ekleyebilmek uğruna tehlikeye atan kişileri tanımlayacak bir kelime bulamıyorum; ‘şeytanî (evil)’ kelimesi bunun yakınından bile geçemez.”
Bu söz, dijital dünyanın hoyratlığının ardındaki çıkarcılığı ve umursamazlığı derin bir şekilde anlatmaktadır.
Bütün bunlardan sonra gelin, pek çok insanın hâlihazırda farkında olarak veya olmadan yaptığı bazı yanlışlara birlikte bakalım ve çözüm yolları arayalım.
Sanal Dünyada Güncel Aldatma ve Ahlakî Aşınma Örnekleri
Kullanıcı Sözleşmelerinin Gölgesindeki Yalanlar
Herhangi bir şey alırken, uygulama veya program yüklerken karşımıza gelen kullanıcı sözleşmeleri hem bunları bize sunan hem de okudum, onaylıyorum diyenler adına pek çok riski barındırabiliyor. Bilinçli olarak sayfalarca küçük puntolarla yazılan bu metinlere tumturaklı ve kaypak ifadeler ve kelime oyunlarıyla o kadar çok hoşumuza gitmeyecek, mahremiyetimize zarar verecek aldatıcı bilgiler konulabiliyor ki çok insanın bunları okuması da anlaması da kabul etmesi de mümkün olmamaktadır. Maalesef kullanıcılar olarak bu metinleri okuyan sayısı yok denecek kadar az, onaylayan sayısı çok, hatta belki onaylamayanımız hiç yok. Bu durumda kendimizi mazur göstermek için ama bunu kullanmam lazım, para ödemek istemiyorum, kabul etmekten başka çarem yok gibi sebeplerle kendimizi temize çıkarmayı deneyebiliriz; fakat bu, ne okumadan okudum diye kabul ettiğimiz yazılarda yalana kaymış olma durumunu ne de kullanıcı olarak haklarımızı öğrenme ve gerektiğinde üreticilerden yanlış uygulamalara son verme talebimizi kullanma zahmetine katlanamayacak kadar tembellik ettiğimizi değiştirebilir.
Aynı şekilde üreticilerin de açgözlülükle ürünlerini kullanacak kişilerin haklarını ihlal etmeleri, varsayılan ayarları kendi lehlerine ve tüketicinin aleyhine kullanarak kandırmaları ve bunun için insanların zaaflarını ve yasal boşlukları değerlendirmeleri de kabul edilemez davranışlar arasında yer almaktadır.
Sahte Kimlikler ve Dijital Cesaret
Sanal âlemde sahte kimlikler arkasında kendini olduğundan farklı yansıtarak iş/eş aramak, sağa sola sataşıp insanları tahrik etmek, farklı inanç, kültür ve statüdeki insanlara veya gruplara kin ve nefret kusmak, yüz yüze yapamadıklarını veya söyleyemediklerini ekranın arkasından bir cengâver gibi haykırmak en sık rastlanan acı tablolar arasında yer almaktadır. Bu konuda bazı itirazlar olabilir, mesela baskı altındaki rejimlerde yaşayanlar, ayrımcılıktan korkanlar vs. belki bir noktaya kadar mazur görülebilir, istisna olabilir ama orada bile dikkatli olmakta fayda vardır ve mutlak surette hak ve hakikatten ayrılmamak gerekir.
İş ve Geçim Alanındaki Dijital Yalanlar
Bir başka sıkıntılı alan ise geçim derdi, iş arama ama bazen de açgözlülük nedeniyle başvurulan yalanlar. Sahte tecrübe veya bilgiler kullanmak bunun en çarpıcı örneğini oluşturmaktadır. Farklı isim, fotoğraf, tecrübe vs. ile hak edilmeyen işlere girmek maalesef kanayan bir yara ve insanları en tehlikeli yol olan haram kazanca sürüklemeye atılan ilk adımdır. Mülakatlarda veya sınavlarda yapay zekadan yararlanma, yerine başkasını sokma veya cevapları alma gibi hem ahlaken hem de kanunen uygun olmayan davranışlar maalesef epey yaygınlaşmaktadır.
Uzaktan çalışma imkanlarının da suistimal edildiği durumlara esefle şahit olunmakta. Gelişmiş ülkelerde daha yüksek maaşla çalışanlar imkanların daha kısıtlı olduğu ve daha ucuz ülkelerden insanları çok düşük ücretlerle kendi yerine çalıştırmakta ve kendisi hiç iş yapmadan aradaki farkı cebine indirerek haksız kazanç sağlamakta. Ayrıca saat ücretli çalışmalarda yapması gereken işi yapmayıp kişisel başka işlerle uğraşma veya verilen kaynakları şahsi işine kullanma gibi yanlış uygulamalar da azımsanamayacak oranlarda seyrediyor.
İslam dininde kurallar çok güzel konmuş ve hem çalışan hem de işverenin hakkı hassasiyetle korunmuştur. Genel prensip olarak her iki tarafın da başlangıçta yapılan mukaveleye sadık kalması, birbirinin hakkına riayet etmesi gerekir. İşveren çalışanın farz ibadetlerine engel olmamalıdır. Ancak çalışanın da çok hassas davranması ve çalışma ortamında işverenin izni olmadan nafile ibadet bile yapılamayacağını hatırından çıkarmaması lazımdır. Buna karşılık işverenlerin de tedbir olarak sürekli çalışanı izleyerek ve kaydederek mahremiyet ihlali yapması, anlaşmada belirtilenden fazla çalıştırması gibi baskıcı çözümlere başvurması da doğru değildir.
Yorum Manipülasyonları, Botlar ve Sahte Kalabalıklar
Ürünlere yazılan sahte yorumlar, otomasyonla gönderilen binlerce beğeni, sahte hesaplarla yapılan övgü-yergi çalışmaları sosyal medya kullanıcılarını yanıltmaktadır. Bazı firmalar iyi yorum yazacak kişiler istihdam etmekte, kötü yorumları sildirtmekte veya ürünü ücretsiz verip karşılığında düzmece övgüler toplamaktadır. Bazı ürünlerde on binlerce yorum bulunması, çoğu zaman gerçek kullanıcı ilgisini değil, sistemli manipülasyonu göstermektedir.
Rage Bait (Öfke Tuzağı) ve İnsan Duygularının İstismarı
Oxford’un 2025 yılının kelimesi seçtiği rage bait, öfke üzerinden etkileşim toplama eğiliminin ne kadar yaygınlaştığını göstermektedir. Bu içerikler aşırıcı ifadelerle insanları kışkırtmakta, tartışma büyüdükçe içerik daha görünür hâle gelmektedir. Böylece toplumun en hassas noktaları çatışmalara, kin ve nefret aşılamaya alet edilerek birer etkileşim malzemesi hâline gelmektedir.
Clickbait (Tık Tuzağı), Bilerek Yapılan Hatalar ve Fiyat Oyunları
Tık tuzağı başlıklar alakasız içeriklerle kullanıcıyı kandırmaktadır. Bazı hesaplar bilerek imla ve noktalama hataları yaparak insanların düzeltme amacıyla yorum yazmasına yol açmaktadır. Ürün satışında fiyatı saklayıp fiyat için mesaj atın demek de aynı şekilde etkileşimi artırmayı amaçlayan yaygın bir taktiktir. Kocaman bir halı fotoğrafı gösterip fiyatı aslında en küçük paspas modeli için yazmak, tıklanınca gerçek rakamları göstermek de dijital ortamın yeni aldatmacaları arasındadır.
Trol Ağları ve Devlet Destekli Dijital Manipülasyonlar
Binlerce sahte hesapla belirli fikirleri yaymak, muhalifleri susturmak ve toplum algısını değiştirmek için çalışan trol ağları hâlihazırda sosyal medyanın en tehlikeli unsurlarındandır. Bazılarının güçlü şirketler ve otoriter devletler tarafından desteklenmesi, konunun küresel boyutunu gözler önüne sermektedir. Toplumlar bu şekilde manipüle edilmekte, savaşlara, çatışmalara ve izolasyonlara zemin hazırlanmaktadır.
Algoritmaların Beslediği Kısır Döngü
Teknoloji firmalarının bu gayriahlaki duruma doğrudan çanak tuttuğu da açıkça görülmektedir. Çünkü bu firmalar, tıklamaya göre para ödenen ve etkileşimi yüksek içerikleri otomatik olarak öne çıkaran algoritmalar kullanmaktadır. Bu algoritmalar; neyin doğru neyin yanlış, neyin zararlı neyin faydalı olduğuna bakmadan yalnızca tıklanma, yorum alma, paylaşılma gibi yüzeysel ölçütlere göre içerikleri sıralamaktadır. Böyle olunca hakikate dayalı, sakin ve yapıcı içerikler görünmez hâle gelmekte; kışkırtıcı, tartışma çıkarıcı, öfke uyandırıcı veya aldatıcı içerikler ise sürekli olarak ön plana taşınmaktadır.
Bu sistem, yanlış davrananları ödüllendirmekte, daha çok görünür kılmakta ve onlara maddî kazanç sağlamaktadır. Doğru davranan ise geri planda kalmakta, görünürlüğü azalmaktadır. Böylece insanlar yanlış yaparak daha çok kazanıyorum şeklinde bilinçaltı bir mesaj almakta ve gayriahlaki davranışlarını artırmaktadır. Firmalar da bu davranış artışından elde ettikleri reklam gelirleri nedeniyle sistemi değiştirme gereği duymamaktadır. Sonuçta hem kullanıcı hem üretici hem de teknoloji firması, birbirini besleyen bir döngünün parçası hâline gelmektedir.
Bu döngü kırılmadıkça sosyal medya, doğruluğu bastıran, yalanı büyüten ve ahlaki çöküşü hızlandıran bir mekanizma olmaya devam etmektedir.
Ne Yapılabilir? Somut Çözüm Yolları
Sadece sorunları dile getirmek yetmemektedir. Dijital dünyanın ahlaki zeminde kalması için hem ferdî hem içtimaî adımlar gerekmektedir. Özetle:
Zararlı içerikleri rapor etmek: Kışkırtıcı, nefret dolu, manipülatif veya aldatıcı içeriklerle karşılaşınca mutlaka rapor edilmelidir. Rapor sayısı arttıkça algoritma bu içerikleri geri plana çekecektir.
Yorum ve paylaşım yoluyla etkileşim kazandırmamak: Beğenme, yorum yapma veya paylaşma, bir içeriği görünür hâle getirmektedir. Bu nedenle yanlış içeriklerle tartışmaya girmemek en etkili tepkidir.
Bloklama kültürünü yerleştirmek: Ahlaki sınırları aşan hesapları engellemek hem kişisel huzuru korumakta hem de o davranışın ödüllendirilmesini engellemektedir.
Teknoloji şirketlerine toplumsal baskı oluşturmak: Toplumlar, daha şeffaf algoritmalar, daha açık kullanıcı politikaları ve mahremiyeti koruyan ayarlar talep etmelidir. Geri bildirimler etkili olmaktadır. Hatta içeriklerin güvenilirliği, barındırdığı unsurlar vs. için tıpkı filmlerde kullanılan semboller gibi semboller kullanılarak kullanıcılar uyarılabilir ve problemli olan kullanıcıların sistemlerde yasaklanması yoluna gidilebilir.
Hukuki düzenlemeleri teşvik etmek: Kanun yapıcılara ve diğer karar verici organlara talepler iletilmeli; dijital etik, veri güvenliği ve manipülasyonla mücadele alanlarında daha net yasalar çıkarılması ve düzenlemeler getirilmesi sağlanmalıdır.
Dijital bilinç ve etik eğitimi: Gençlere, çocuklara ve yetişkinlere dijital okuryazarlık, kaynak kontrolü, hakikat ayrımı, bilgi doğrulama ve dijital ahlak eğitimi verilmelidir. Bu eğitim içtimaî dokuyu güçlendirmektedir.
Kanaat önderlerinin rolü: Dini rehberler, akademisyenler, sanatçılar, bilim insanları ve topluma seslenen kanaat önderleri bu konuda bilinç uyandırmalıdır. Toplumsal değişim ancak geniş kesimlerin katkısıyla sürmektedir.
Günümüz dünyasında, özellikle dijital teknolojilerde, hızlı değişim ve gelişmeler yaşanmakta; buna bağlı olarak toplumlarda yeni problemler ortaya çıkmakta ve uygun çözüm yollarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çözümler için hukuk, ilahiyat, sosyoloji, psikoloji, teknoloji vb. alanlardan uzmanların bir araya gelerek çağın şartlarına uygun, pratik ve uygulanabilir çözümler üretmeleri elzemdir. Aksi takdirde bir yandan sorunlar kangren olabilir, diğer yandan da birçok büyük yanlış normalleşebilir.
Bizlerin de üstüne düşen “Daima doğruluğu araştırın! Doğrulukta helâkinizi görseniz bile, muhakkak onda sizin kurtuluşunuz vardır.”[2] diyen bir Peygamberin (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmeti olarak doğruluktan ayrılmamamız ve “Ben doğruluğumla kurtuldum.” diyenlerin arkasında yer almamızdır.
Kaynaklar
[1] M. Fethullah Gülen, Nağme 111, “Bir-İki Yudum Su, Doğruluk ve Dil”, 06.09.2012, https://www.youtube.com/watch?v=9X_MoXaTFzw, erişim: 27.03.2026.
[2] İbn Ebi’d-Dünya, es-Samt, s. 227; Mekârimü’l-ahlâk, s. 51; Hennâd, ez-Zühd, 2/635.