Her sene bir kere sinelerimizde ayırdığımız gönül tahtına uğrayan ve birlikte yaşadıktan sonra yolcu ettiğimiz Ramazan ayının kuşatıcı iklimi ile yine müşerref olduk. Oruç ve teravih namazıyla öne çıkan Ramazan ayında yaptığımız ibadetlerin kulluk gereği olduğunun şuurundaki bir Müslüman tabiî ki bu ayda icra edilen bütün faaliyetlerin Allah rızası için olduğunu ve asıl mükâfatın ahirette alınacağını bilmektedir. Dinin namaz ve oruç gibi emirleri imtihan gereği insana bazen zor gelebilir; bu ayın bereketinden istifade edilsin diye verilen fitre ve zekât daha da zorlar insanın nefsini.
Dinin bu nefse ağır gelen emirlerinin ahiret mükâfatı dışında hikmetleri ve dünyevî faydalarının bulunduğunun bilinmesi bu imtihanı hafifletici olabilir ve şeytanın vesveselerine karşı bir dayanma gücü sağlayabilir. Diğer semâvî dinlerle kıyaslandığı zaman İslamiyet’in dünya-ukbâ dengesini tesis ettiğini gösteren en önemli göstergelerden birisi müstakilen Ramazan ayıdır. Bakara sûresinin 184. âyetinde geçen “…işin gerçeğini bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” ve 185. âyetinde de “O Ramazan ayı ki insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren…” ve “…Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez…” şeklindeki ifadeler bir açıdan orucun beden ve ruh sağlığı hakkındaki hikmetlerini araştırmaya teşvik ederken, diğer bir zaviyeden de oruç tutmanın aslında kolay olduğuna işaret etmektedir.
Tüm içeriği görmek için lütfen giriş yapınız ya da abone olunuz.
Abone Ol