Muhteşem Molekül Hayatın Diline Bir Bakış

İnsanlık medeniyet tarihi avcılık, toplayıcılık, ziraat, sanayi gibi isimlerle anılan çağlardan geçti. Bu isimlendirme genellikle hayatı idame ettirmek için yapılan faaliyetler ve kullanılan teknolojiyle alâkalı olmuştur. En son olarak yaşanan sanayi çağındaki yarışı önde götürenler artık yeni bir çağa girdiler: “Bilgi Çağı”

            Sanayi çağında her şeyin makinelerle yapılması yönündeki gelişmelerin arka planında da bir bilgi olmasına rağmen, bu bilginin kaynağı üzerinde çok fazla yorum yapılmadan, daha çok öne çıkarılan mekanik sistemler pozitivizm ve materyalizm adına kullanıldı.

            1953 yılında büyük sansasyonla reklam edilen ve başarısız neticelere rağmen hâlâ biyoloji kitaplarında baş köşeye konulan Miller-Urey deneyinin sadece tarihî bir değeri kalmışken, yine aynı yıl DNA molekülünün çift spiralli üç boyutlu yapısının keşfi, gündemin materyalistler adına zorlaşacağının ilk habercisiydi. Bir nevi bilgi depolama ünitesi olan bu uzun ve hassas molekül dört kimyevî “harf” ile yazılan bir kodlama sistemiydi.

            Bilgisayarların icadı ve bilginin elektrik sinyalleri şeklinde 0 ve 1 şeklinde ifade edilen iki karakterin çeşitli sayılarda tekrarlanarak bir mânâ ifade edecek sembolleri kodlaması her türlü bilginin (ses, görüntü, renk vs.) nakledilmesi ve depolanması bilgi çağının başlangıcı kabul edilebilir. Önceleri büyük disketlere, sonraları ise CD’lere ve küçük disketlere kaydedilen bilgiler giderek, USB denilen hafıza çubuklarına, çok daha küçük ve güçlü malzemelere kaydedilmeye kadar geldi.

            Enteresan bir şekilde DNA molekülünün de A (adenin), T (timin), C (sitozin) ve G (guanin) olarak isimlendirilen azotlu bazların dizilmesiyle yazılmış “hayatın biyolojik moleküler dili” olarak bütün canlılarda ortak olduğu anlaşılınca her canlıya ait bu evrensel dilin çözülmesine geçildi. İnsan genomunda 3 milyar baz çifti (6 milyar DNA harfi) vardır ve her vücut hücremizde iki tam kopya halinde yaklaşık iki metre uzunluğunda spiral şeklinde bir DNA zinciri olarak hücrenin çekirdeği içine dürülmüştür. Sadece beş toplu iğne başını dolduracak kadar DNA, dünyadaki insan nüfusunun bütün bilgilerini depolayabilir. Bu toplu iğne başlarından sadece biri, iki terabaytlık bir sabit diskin iki milyon katı bilgi muhtevasına sahip olurdu.

İnsan vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre vardır. Her gün her hücrede, bu harflerin yaklaşık bir milyonu oksijen veya su sebebiyle aşırı gerilerek yahut aşırı bükülerek zarar görür. Vücudunuzda her gün küçüklü büyüklü yaklaşık 100 pentilyon mutasyon ortaya çıkar. DNA’nın kırılgan yaratılışı sebebiyle her gün bir hastalık çıkarma potansiyeli yanında, çok güçlü DNA tamir enzimleri de yaratılmıştır. Mutasyonlar ile tamir mekanizmalarına iradenin ve çevre şartlarının da ilm-i ilâhî ile bilinerek hesaba katıldığı kaderî bir program dâhilinde hayatın işleyişinde birlikte iş gördürülür.

Bu DNA tamir enzimleri olmasaydı hayat var olamazdı, herkes kanser başta binlerce hastalıkla mâlûl durumda her an ölümünü beklerdi. Ancak bu enzimleri yapmak için gereken bilgi DNA’mızda kaydedilmiştir. Peki, hangisi önce yaratıldı, DNA mı yoksa, DNA’da kodlanmış DNA tamir enzimleri mi? Bu, evrimcilerin çaresiz kaldığı bir tavuk ve yumurta problemidir. Çünkü her ikisinin de sınırsız bir ilim ve kudret tarafından birlikte yaratılması gerekmektedir. Akıl ve mantığın gereği, DNA ve DNA tamir enzimlerinin, Allah’ın ilk canlıları yarattığı dönemde birlikte mevcut olmaları gerekmektedir.

Chicago Üniversitesinde biyoloji profesörü James Shapiro’ya göre “Bakterilerden insana kadar bütün hücreler, tesadüfi ve rastgele mutasyon kaynaklarını reddeden gerçekten şaşırtıcı tamir sistemleri yelpazesine sahiptir. Çeşitli seviyelerde çok sayıda tashih mekanizması, DNA’nın kendi kopyasını yapması (replikasyon) sırasında yaratılışının mahiyeti gereği oluşan hataları tespit eder ve ortadan kaldırır. Geleneksel evrim teorisine göre evrimleşmeye uygun tesadüfi değişikliklerin kaynağı hücrelerdeki bu hataların olması gerekirken, tam aksine hücrelerin genetiği bu tamir mekanizmalarıyla korunur. Bu düzeltme ve tamir sistemleri sayesinde canlı hücreler, rastgele kimya ve fizik güçlerinin pasif kurbanı olmaktan korunurlar. Hücre içinde başıboş ve gelişigüzel şekilde genetik çeşitliliğin ortaya çıkmaması için tamir sistemleri mükemmel bir aktivite programı içinde çalıştırılarak, mevcut dengeleri bozmayacak kadar değişikliğe izin verilir.” 1

Meselâ; bir tamir şekli olarak, hücreye girmiş bir hidrokarbon grubu bir harfe bağlanarak yapısını bozarsa DNA glikozilaz enzimlerinden biri hasarlı harfi tespit eder ve yakaladıktan sonra özel hazırlanmış bir cebin içine yerleştirip DNA molekülünden kesip ayırır, daha sonra da diğer enzimler meydana gelen boşluğu tamir ederler.

Abartılı Efsaneler Yıkıldı!

DNA hakkında okullarda öğretilen birçok evrimci fikrin yanlış olduğu artık net olarak görülmektedir. İnsanların bir zamanlar DNA’mızın %98-99’unu şempanzelerle paylaştığı söylenirdi. Bugün bu sayı yaklaşık %85’e düşmüş durumdadır. Bunlar iki tür arasındaki büyük farklılıklardır, insanlar şempanzelerde bulunmayan çok sayıda gen gruplarına sahip olduğu gibi şempanzeler de insanda bulunmayan yüzlerce gen grubuna sahiptir. 1980’lerde DNA’mızın %98’inin benzer olduğunu ilk öne süren bilim adamı Dr. Jon Ahlquist, bu fikrinden vazgeçerek Yaratılış inancına ait fikirleri savunmaya başlamıştır.

Bir zamanlar insan genomunun yaklaşık %97’sinin işe yaramayan çöp veya hurda DNA’lar olduğu söylenirdi. Evrimcilerin hurda DNA kavramını üretmelerinin sebebi, hücrenin mevcut bilgilerini yok etmeden genomdaki mutasyonların birikmesini açıklamakta zorlanmalarıdır. Yıllarca sürekli olarak genomumuzun çoğu parçasının evrimleşmiş geçmişimizden kalan işe yaramaz artıklar olduğu söylendi. Evrimci olmasına rağmen biyolog J. S. Mattick, hurda DNA’nın fonksiyonunun tanınmamasının, moleküler biyoloji tarihindeki en büyük hatalardan biri olarak tarihe geçeceğini söylemektedir.2

Örtüşen Ortak Kodlar

Genomda birden fazla örtüşen kodlar bulunur. Dolayısıyla herhangi bir DNA harfi aynı anda birden fazla talimata ait bilginin şifresinde yer alabilir. Bir harf, DNA’nın üç boyutlu çatısının kurulmasında yer alabildiği gibi aynı anda DNA tamir enzimlerinin sentezi için gerekli bilgi kodunda veya başka bir üretimin kodlanmasına yardımcı olabilir. Bir anda birkaç işte kullanılacak birbiriyle örtüşen kodlar olmasaydı genomun çok daha büyük olması gerekirdi. Ancak kâinatta azamî iktisat prensibi gereği israf olmaması için kompleks genom şifrelerinde ortak kodlar kullanılarak israfa girilmemiştir.

Ortak Genlerin Hikmeti

Bakmasını bilirsek vücudumuzun her hücresinde bir nevî imza gibi Allah’ın adını görebiliriz. DNA, Allah’ın (celle celâluhu) hayatı yaratırken kullandığı kimyevî molekül harflerle yazılmış canlılık kitabının lisanıdır. DNA’mızı ebeveynlerimizden miras alırız. Neredeyse bütün canlılarda birbirine benzeyen 30-60 kadar gen veya genler grubu vardır. Bir canlı olabilmesi için asgarî sayıda olması gelen bu tip temel genler sindirim, solunum, dolaşım ve boşaltım gibi bir canlı için olmazsa olmaz fonksiyonlarının aktif şekilde çalıştırılmasında vazife yapan genlerdir. Meselâ, çok büyük bir canlı grubu suda veya karada olsun, oksijenle solunum yapar. Dolayısıyla oksijenli solunumda iş görecek enzimlere ait genler, bütün hayvanlarda benzer harflerle kodlanmıştır.

Her insan hayata bir sperm hücresinin yumurta hücresine girip çekirdeklerinin kaynaşmasıyla başlar. Önce ikiye ve sonra dörde, sekize, on altıya bölünmesiyle oluşan hücreler farklılaşarak dokuları teşkil eder. Belli vazifeler için farklılaşmış aynı tip hücrelerin teşkil ettiği dokular da organları ve sistemleri meydana getirir. Bu arada embriyo dediğimiz canlının büyümesiyle hücre sayıları trilyonlara ulaşır. Bu hücrelerin çoğu birkaç ayda bir aynı miktarda taze insan hücresi oluşturmak için bölünmeye devam ederler.

Fakat bu hücre bölünmelerinin önemli bir zorluğu kendisindeki şifreyi bölünen yavru hücreye aynen geçirmesidir. Yaklaşık 18-20 saatte bölünen bir hücrede her üç saatte bir DNA zincirini teşkil eden 2,24 milyar baz çifti mükemmel bir şekilde kopyalanmalıdır. Hücrenin kopyalama makinesi saniyede 50 baz çiftini inanılmaz bir hızla kopyalayarak bilgiyi diğer hücreye aktarır. Fakat bu hıza rağmen insan genomunun tamamını çoğaltmak için yine de çok yavaştır. Hücrenin kopyalama mekanizması 46 kromozomun her birinin ucunda aynı anda başlasaydı, en uzun kromozomun (1,249 milyon baz çifti) kopyalanmasını yaklaşık iki ayda bitirebilirdi. Bu problemin aşılması için kromozomların farklı bölgelerine serpiştirilmiş on binlerce kopyalama başlangıç noktaları konulmuştur. Bu süreci şöyle bir benzetme ile anlaşılır kılabiliriz: Diyelim ki, fişi Frankfurt’tan takınca İstanbul’da yanacak şekilde Frankfurt’tan İstanbul’a bir elektrik hattı çekmek istiyorsunuz. Bu hattın döşenmesine bir uçtan başlayarak ilerlerseniz belki bir senede ancak tamamlayabilirsiniz. Ama 200-300 km aralıklarla, hatta bazı yerlerde 70-80 km mesafelerle 100 ayrı ekip aynı anda işe başlayarak ilerlediğinde bir iki haftada bütün kablolar döşenmiş ve birbirine bağlanmış şekilde aynı anda bitmiş olur. Akılsız ve şuursuz atomlardan yapılan bir hücre, böyle bir çözümü nasıl keşfedebilir? Baltimore’daki Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapısal bir biyolog olan James Berger bu konudaki makalesinde “Hücreler kopyalamaya birden fazla noktalarda nereden başlayacağını nasıl biliyor ve zamanlamasını nasıl ayarlıyorlar?” sorusunu sorarken hassas bir kontrol olması gerektiğini belirtmektedir. Zira hassas bir kontrol olmazsa kargaşa ve kaos çıkacağını, bazı genlerin tekrarlarla fazladan üretileceğini belirtmektedir.3

Hem Doğru Hem Hızlı

Bütün bu tespitlerden anlaşılan her canlının dört adet DNA harfleri ile yazılan bir kitap olduğudur. Her kitapta benzer kelimeler ve hatta cümleler bulunabilir. Fakat her kitabı yazan ayrı bir gaye ve ayrı bir manayı ifade etmek için yazmıştır. Ortak bir lisan ile binlerce ayrı kitap yazılabilir. Bu, kitapların tesadüfen birbirinden türediğini göstermez. Başta söylediğimiz gibi “bilgi çağında” en büyük bilgi her canlının özelliklerinin ve hayatta kalmasının düsturlarının belirlendiği bu ortak lisan ile yazılan genom bilgisi ve bunun taşıyıcısı DNA molekülüdür. Bu büyüleyici, temel biyolojinin ötesinde dünyadaki bütün hayat sahipleri için dört harfli aynı ortak lisanın kullanılması Yaratıcı’nın kudretinin ve ilminin son derece açık göstergesidir.

İnsan hücrelerinde DNA’nın kopyalanmasının bütün süreci yaklaşık sekiz saat sürer. Başta yapılacak bir hata genomun dağınık hale gelmesine sebep olabilir, bu da genellikle kansere giden yolda bir adım atılması demektir. Bazı genetik hastalıklar da DNA kopyalanması ile ilgili problemlerden kaynaklanmaktadır.

Bu konuda hâlâ çözülmesi gereken çok şey olduğu anlaşılmaktadır. Birincisi, kopyalanan DNA, histon ismi verilen proteinlerin etrafına makara gibi sarılır ve genleri açıp kapatmakla veya kopyalarını yapmakla meşgul olan birçok başka proteine bağlanır. Bu sarılan proteinler birbirlerini nasıl etkiler ve birbirlerinin yoluna girmekten nasıl kaçınırlar? DNA’nın her bölünmede yavru hücreye kopyalanması ve nesillerin devamı için de erkek ve dişi üreme organlarında farklı bir yolla (mayoz bölünme) yarıya indirilip, döllenmeyle tekrar yeni bir yavru olarak yaratılması için gerekli olan olağanüstü bu süreç iyi anlaşılırsa, kanser gibi hastalıkları ortaya çıkaracak hatalı kopyalamaların baştan önlenmesinin yolu açılabilir.

Kaynaklar:

  1. Shapiro, J.A. (1997): A Third Way, Boston Review, p. 2, February/March.
  2. Catchpoole, D. (2016): Designer didn’t design junk, Creation Ministries Int. 3 Oct. https://creation.com/designer-didnt-design-junk
  3. Attali, I., Botchan, M.R., Berger J.M. (2021): Structural Mechanism for Replicating DNA in Eukaryotes. Annual Review of Biochemistry, 90, 77-106.

Bu yazıyı paylaş