
Rahmet olarak doğdun, zahmetlerle büyüdün İnayet oldun bize, inayettin Ezel’den Bir uğraktı bu dünya, gelip O’na yürüdün Işık verdin âleme, ışık aldılar Sen’den Karanlıktı cihanlar

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9). Olmaz ya… Tabî’î… Biri insan, biri hayvan! Öyleyse, “cehâlet” denilen yüz karasından, Kurtulmaya azmetmeli baştan başa millet.

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş… Sesler de: “Vatan tehlikedeymiş… Batıyormuş!” Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından, Tek kol da “Yapışsam…” demiyor bir tarafından!

Sevdiğim, görmen için gözden ıraman gerek Yakınlaşır uzaklar ıradıkça giderek Safa geldin, hoş geldin, ey bakışları derin Ey yârim, nerde kaldın beklerken öldü yürek Dağ

Âtîyi karanlık görerek azmi bırakmak… Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak. Dünyâda inanmam, hani, görsem de gözümle: Îmânı olan kimse gebermez bu ölümle. Ey