
İstanbul Süvarisi’ni Ararken
Sırrın Vârisi Fethullah Gülen Hocaefendi’ye Deniz yalnız kayaların nabzında atardı Şimdi neden durgundur öyle Yoksa ışığın şavkından mı uzaklaştı Nerede o? Daha dün burada olan

Sırrın Vârisi Fethullah Gülen Hocaefendi’ye Deniz yalnız kayaların nabzında atardı Şimdi neden durgundur öyle Yoksa ışığın şavkından mı uzaklaştı Nerede o? Daha dün burada olan

Doksan altının aralık ayında Hindistan yolunda Diyordum ki kendi kendime, “Bahara kadar ne var?” Diyecektir daha sonra büyük Usta Toprak çözer, sırrını aslında tohumun Ama

Ey sevdasıyla yandığım, dudağımdan döktüğüm sözüm Söyleyemediğim türküm Tamamlayamadığım bestem Hiçbir yerde duyamadığım can-ı sedam Sende Yusuf’un güzelliği, bende Züleyha’nın aşkı olmasaydı da Ben yine

Karlı yollar adımladık her sabah Yürüdükçe geride bir kış kaldı Bıraktı zaman geride birçok ah Gafleti bizden bir uyanış aldı Râm olduk ırağa ve yakınlara

Her yerde açmış güller, şakıyor hem bülbüller, Bulutlar sanki gelin yüzünde ipek tüller. Kelebekler uçuşur, her tarafta şenlik var, Kar bile yağmak için gökyüzünde can

Üstadım, birikti diyeceklerim Bugün yine şöyle bir açılsak mı? Akreple yelkovan sileceklerim Sabah rüzgârıyla biz konuşsak mı? Tacı taçlandıran taşlı baharla Asrın koynundaki tutsak bir

Şırıl şırıl akan ırmağın kenarında Seyrederken ışıl ışıl yıldızları Aşka dönen karanlığın bağrında Mest ederdi ruhları efsunlu yaldızları Göz göze gelir sohbete dalardık Sevgi dökülürdü

Ellerime dokun kardeş, Bu avuçlar sahra oldu! İşte seyret; Tîh’e bir eş, Bak yüreğim nasıl soldu, Ellerime dokun kardeş… Bir de beni sar bağrına, Ipıl

Bir hilalin muştusu yayılırken cihana Göklerden rahmet iner, perde perde zamana. Dirilir huzur birden, can katar cümle cana Saadetle tüllenir kutlu bayram günleri. Bir kemalin