Fazla güzelsiniz,
hayli fazla;
yaşam sanılan çırpınışa beden,
vatan denilen tapuya varis olmak için fazla.
Güneş gibi sade,
yağmur gibi harc-ı âlem,
hava gibi sıradan,
öyle güzellersiniz.
İstatistiklerde unutulmanız,
cetvellerin küsûrat hanesine kaydınız bundan.
Bundandı,
düşüp kalkmalarınızın sevimli,
yürümenizin kayda değer,
koşuşturmalarınızın mütecasir adımlar addedilmesi.
Oysa sır değil,
Weber’e mâlum,
kaldırdığınız tozun rüzgâra binmesi,
Hegel için adiyattan
rüzgarınızın fırtınaya dönmesi,
şehirleri sarhoş, taşrayı esir etmesi
gayet tabiî, gayet sıradan
Mukaddime unutulsa da
sıradan hikayeniz
göğün gürleyip, yağmur yağması gibi ardından
ne esatirî
ne de esrarı havi değil,
ama garip,
hayli garip denebilir,
yine ve yeniden bu hikayenin gariplerle sürüp gitmesi…
Bilenler bilir,
bilmeyenler de bilsin!
anılan bizim hikayemizdir.
Bizim hikayemizdir
dağlardan vadilere,
vadilerden şehirlere taşınan
hep bizim hikayemiz…
İbrahim, Musa, İdris
Abdulkadir, Said, Muhyiddin…
Biziz
dalgalar gibi gür
dip akıntısı gibi sessiz
kıyıya vuran, biziz
bizim sesimiz
kaleleri toprağa karan
hayata balçık yapan
bizim cengimiz
insanı anılır kılan direncimiz
üstünü varis kılan toprağın altına
biziz
dünya tümseğine dikili sancak,
et ve kemiğimiz
Cedd-i Hüseyin’in varisi bizleriz
sema ceridelerine manşet alamet-i verasetimiz
bugün, bir de bizle bilinsin
muhabbet, kılıç, kitap, terazi.
Nuh Nebi’den beri
sanmayın kavgamız yenmek ya da bilinmek için
biz dövüşürüz
ta kaydı düşülsün, insan denilen göçerin
borç bitip, kapanınca meydan
herkes bellesin
kimdi yiğidi cengin
nedir bedeli
cenk dediğin Kim için?
ve hepsinden evvel elbet edebi…
Kelimeler için cengimiz
Kelimeler için çabalamak, sevmek ve nefretimiz
Kelimeler için ve kelimelerle
çift sürüp, dam çatıp
bir müddet eyleşip, bekleyişimiz
mühletle ve müddet üzre
anne, baba, karı koca belleyip
ekmeği lokmaya, günü vakte bölmemiz
kelimeler için ve kelimelerle.
eşitlik ve özgürlük gibi
afili sözler değil
biricik kelimeler,
lügatten nasibimiz
sabrı kanırtan bir acıyla,
saldırıp, güne diş geçirmemiz
şefkat, edep ve merhamet gibi
kitaptan kelimelerle
kitabı belletme azmimiz.
tökezleyip, kapaklanmadan
hacaletiyle değil, dizlerini izzetiyle örtüp kalkan
yekdiğerine dayanan;
biziz tutanı kaldıran,
birbirimizi tutup dalgalandıran
kamusu namus belleyip
aynı kelime için savaşan
bizleriz
iffet, kanaat gibi arta kalan sözlerle
hayatı senet verip
giydirilmiş kütüklerle cenge tutuşan biziz
ve tedavülden kalkmayan kimi sözlerimiz.
miras bırakırken
istikamet, gına gibi sözler ardımızdan
evlattan toruna yadigâr
örselenmemiş taze kelimeler
irsî değil ama fıtrattan,
oğullar ve kızlara
selim ve selametli sözler
yeryüzü mirasına denk
cana can, nefes alan cümleler
bizdedir ve bizimle gezer küreyi
biz yoksak silinirler lügatten.