Sâdık, Sıdk ve Sadakat

Doğru düşünce, doğru söz, doğru davranış mânâlarına gelen sıdk; hak yolcusunun hilâf-ı vâki her şeye kapanıp, hayatını doğruluğa göre plânlaması, sadâkatin emin bir temsilcisi olması demektir.1 Diğer bir tabirle, duygu, düşünce, söz ve davranışlarında doğruluğu tabiatının bir parçası hâline getirip, şahsî hayatından insanlarla olan muamelesine, oradan mizahlarına kadar tutarlı olma demektir. Dolayısıyla tutarlı insana sâdık denir. Özü, sözü bir olmak, “olduğu gibi görünmek, göründüğü gibi olmak” demektir. Bir söylediği bir söylediğini tutmayana tutarsız denir. Sâdıktır ki, hakikat ne ise onu söyler. Asla hilâf-i vâki beyanda bulunmaz.

Sahabeden Kâ’b b. Mâlik, Akabe’de Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bey’at etmiş (söz vermiş), Bedir dışındaki bütün gazalara katılmış; kılıcı kadar sözü keskin bir insandı. Fakat, her türlü imkâna sahip olduğu ve bir özrü de olmadığı halde Tebük seferine katılmamıştı. İşte, bu sahabînin yaşadığı duygu ve düşünceler, konumuz olan sıdk meselesine çok güzel bir misaldir.

This content is restricted. Please subscribe or log in to access full content.

Tüm içeriği görmek için lütfen giriş yapınız ya da abone olunuz.

Abone Ol

Bu yazıyı paylaş