Bediüzzaman Hazretleri Kur’ân-ı Kerîm’in her bir harfinin sonsuz bir hazinenin anahtarı olabileceğini ifade eder.Gerçekten Kur’ân âyetlerinin çeşitli cevherler, sırlı ve değerli mânâlar taşıdığı, zamanla daha iyi anlaşılmaktadır. Yine Üstad’ın ifadesiyle zaman ihtiyarladıkça Kur’ân gençleşmektedir. Diğer bir ifadeyle zamanın ve bilimlerin ilerlemesi ile anlaşılabilecek birçok âyet bulunmaktadır. Bunun için de kendi sahasında söz sahibi, aklı, ruhu ve kalbi selim olan, iyi niyetli bilim insanlarına ihtiyaç vardır. Ancak Kur’ân’ın maddî manevî dertlere şifa olması için O’nu gelecek nesillere aktaracak solukların temiz olması gerekir. Kirli borulardan temiz su akmayacağı gibi, helal haram demeden dikkatsiz yaşayan, yalan söyleyen, cahil ve zalim kimselerin Kur’ân’dan istifadeleri mümkün olmaz.
Bu ön açıklamadan sonra başlıktaki konumuza dönelim. Sâd sûresinin 88. âyetinde, “Onun (Kur’ân’ın) verdiği haberin doğruluğunu bir süre sonra siz de pek iyi öğrenirsiniz.” buyurulur. Bir diğer âyet-i kerîmede ise “Kur’ân nazil olduktan sonra gerçekleşecek âfâkî ve enfüsi olaylarla Kur’ân’ın gerçekliğinin ayan beyan ortaya çıkacağı” (Fussılet, 41/53) buyurulur. Âyette geçen fi’l-âfâki kelimesi, uzaklarda görünen şeyin kenarı, ufuklar demektir. Enfüsi ise mikroâlemler, hücreler, organeller anlamında değerlendirilebilir. Diğer bir ifadeyle, Kur’ân nazil olduktan çok sonra ilmî keşiflerle gerek uzay gibi makro âlemlerde gerekse normoâlem ve mikroâlemler olarak, insan ve diğer canlıların vücudunda öyle keşifler ortaya çıkacak ki o zaman insanlık Kur’ân’dan yeni yeni mânâların ve gerçeklerin çıktığına şahit olacak. Mesela Kur’ân indiği zaman insanlık karadelik, kuasar, embriyonik gelişme, hücre, mitokondri, elektrik üretimi, nükleer enerji, antimadde, karanlık madde gibi konuları bilmiyordu. Bunları insanlık Kur’ân’dan asırlar sonra bilecek, nasibi olanlar da Kur’ân’da bir kelimede birçok hakikatin nasıl ifade edildiğine şahit olacaktır.
Tüm içeriği görmek için lütfen giriş yapınız ya da abone olunuz.
Abone Ol