Okuma Kamplarındaki Büyük Vâridat

Bugünlerde hemen her yerde, ibadet neşvesi içinde kamp hareketliliği görüyorum. Geçtiğimiz yıl da önceki yıllarda da durum farklı değildi; arkadaşlarımızın hakkını teslim etmek için söylemem gerekir ki hem kampa katılanların sayısı hem de okuma kamplarının içeriği, her geçen yıl daha da zenginleşerek devam ediyor. Her yıl güzeldi ama umarım bu yıl çok daha güzel olur.

Evvela, 1968 senesinde 50 talebeyle başlayan kamplarımızın 57 sene sonra yüze değil binlere katlandığını görmek bizim için büyük bir mutluluk. Üstelik, sadece bir şehirde değil, onlarca ülkede ve neredeyse arkadaşlarımızın yaşadığı her şehirde gerçekleşiyor. Onu bu hâle getiren Rabbimize, kâinatın zerratı adedince hamd ü senâlar olsun; o kampları başlatan Hocamıza gani gani rahmet eylesin.

Kendimizi yenileme adına bir araya geldiğimiz bu okuma kamplarının bizim için bu kadar önemli olmasının, elbette belli başlı sebepleri var:

Birincisi ve en önemlisi, kamplarımızın bizim için en birinci ve en güzel beslenme kaynağı olmasıdır. Çünkü ne kadar beslenirsek imanımız o kadar kuvvetlenecek, İslam’ı yaşamamız o nispette güzelleşecek, hizmetimiz de o nispette artacaktır. Beslenme adına haftalık derslerimiz, sohbetlerimiz de elbette çok güzel, çok mühimdir; ama ortalama iki saate mukabil, kamplarda 8-10 günlük bir birliktelik söz konusudur ki teheccüd namazıyla başlayıp yatsı namazı ile biten, mâlayaniyat ve dedikoduya kapalı, boş şeylere hiç fırsat vermeyen bir programla kamplarımızda, günlük 16 saat beslenme saati olabiliyor. Cemaatle namaz, birlikte tesbihat, beraber kahvaltı ve yemeklere kadar bunların hepsi bizim için birer manevî sofradır. Hatimler ile her fırsatta müracaat edilen evrâd ü ezkârın oluşturduğu coşkuyu kelimelerle tarif etmek adeta imkânsız.

Bir araya gelmelerimiz, görüşüp konuşmalarımızın ehemmiyetine dair Üstadımız, muhtemelen hapishanede iken oradaki talebelerine diyor ki:

“Aziz, sıddık, sarsılmaz, sıkıntıdan usanıp bizlerden çekilmez kardeşlerim! Şimdi maddî-manevî bir sıkıntıdan nefsim sizin hesabınıza beni mahzun eylerken birden kalbe geldi ki hem senin hem buradaki kardeşlerin tek birisiyle yakından görüşmek için bu zahmet ve meşakkatin başka surette on mislini çekseydiniz yine ucuz olurdu. (…) Hem dairesindeki şahs-ı manevîyi konuşturmak için eski zamanda ehli hakikatin senede hiç olmazsa bir-iki defa içtimaları ve sohbetleri gibi; Nur şâkirtlerinin de birkaç senede en müsait olan medrese-i Yusufiyede bir defa toplanmalarının lüzumu cihetinde bin sıkıntı ve meşakkat dahi olsa ehemmiyeti yoktur.”[1]

İkinci güzellik; kamplarda kadın-erkek, küçük-büyük herkes için ayrı programlar olması. Büyükler için ayrı, üniversiteliler için ayrı, orta liseliler için ayrı, ilkokul talebeleri için ayrı, dolu dolu herkesin seviyesine göre onları mutlu edecek programlar. Üstelik, kampların bulunduğu ülkelere özel ve o bölgenin insanları için farklı dillerde kitap okuma ve sohbet imkânları da var. Gördüğüm kadarıyla bu kamplar, hemen herkesin yenilendiği bir mevsim, güncel yorgunluklardan arınabilmek için sığındığı bir liman ve geleceğini şekillendiren birer rehber mahiyetinde. Geçen sene bulunduğum bir kampta “kaç ilkokul talebesi olduğunu” sormuş, “250 civarında” cevabını almıştım. “Peki, bunların hepsine Kur’an okutulabildi mi?” dediğimde “Evet.” cevabı alınca bu sefer de “Bu kadar talebeyi kaç hoca okuttu?”dediğimde “40 hoca” cevabını aldım ve çok takdir ettim. Doğal olarak bütün bunlar, ciddi emek mahsulü işlerdir.

Okuma kamplarında gördüğüm ve mutlaka takdir edilmesi gereken diğer bir yön ise planlamanın kusursuz denecek kadar titiz oluşuydu; kampa gelen o kadar çocuk olmasına rağmen ne sohbette ne de namaz kılarken hiçbir gürültü duyulmuyor, dikkati dağıtacak hiçbir şeyle karşılaşılmıyordu.

Üçüncü bir güzellik ise kardeşlerimizin ismen veya ekranlardan tanıdığı birçok hocamızla; akademisyen, doktor, yazar ve gazeteci gibi abi veya ablalarıyla yüz yüze görüşüp tanışıp sohbet edebilmeleriydi. Zira neredeyse önde olan bütün arkadaşlarımız ayakta, ülkeden ülkeye, şehirden şehre, kamptan kampa koşturuyor; gittikleri her yerde, başta büyükler olmak üzere üniversite, lise hatta ortaokul ve ilkokul talebeleri ile de tanışıp sohbet ediyorlardı.

Bu kampların dördüncü bir güzelliği de Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyanlarında yerini bulan, “İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.”[2] hakikatinin gerçekleşmesiydi. “İki Müslüman karşılaşıp musafaha yaparlarsa Cenabı Hak, onlar ayrılmadan her ikisinin de günahlarını bağışlar.”[3] şeklindeki nebevî beyanın da gerçekleşeceğine kanaatim tamdır.

Okuma kamplarının beşinci ve belki de en güzel tarafı, en uzun ve en kapsamlı bir istişare olmasıdır. Çünkü yiyip içerken, oturup kalkarken, çay veya yemek almak için sıra beklerken bütün konuşmalar, hizmetimiz çerçevesinde cereyan etmektedir ki bu bir nevi istişaredir. Sohbet yapanlar olarak bizler de fırsat bulduğumuz her yerde başka yerlerde gördüğümüz güzellikleri kardeşlerimize aktarmaya çalışıyoruz, böylece güzel bir tecrübe paylaşımı ve bilgi alışverişi de hâsıl olmuş oluyor.

Bu arada iki de tavsiyem var: Katılamayan kardeşlerimiz için çok üzülüyorum. Çünkü onlar hem kendileri hem eşleri ve çocukları için büyük bir fırsatı kaçırmış oluyorlar. Maddî imkânsızlıklarından dolayı geçen sene katılamayan kardeşlerimiz, eş ve çocuklarının hatırına hafta sonları veya geceleri ilave bir iş yapsa ve bir an önce tedbirlerini alsalar. Zira kamplarda çocuklarımızın Kur’an okumaları değil, oynamaları bile onların birbiriyle kaynaşmaları, kendi kültür ortamlarına uygun çevre edinmeleri adına çok lüzumludur ki mevsimi geçtikten sonra da çaresi yoktur; zira ağaç yaşken eğilir.

İkinci tavsiyem ise kampların daha uzun zamana yayılması. Malum, Hocamız, bu kamplar için “Yazın ve ara tatillerde de yapılarak senede 40 gün doldurulabilse.” diyordu. Vakıa bu süreyi ifade ederken “bir ay doldurulabilirse” tabirini kullandığı da olmuştu. Her kampı otellerde yapmak zorunda değiliz; dünyanın hemen her yerinde dünya kadar kamp yapılabilecek yerler var. Bu hayırlı ve yümünlü işi, başlangıcında olduğu gibi çadırlarda da yapmak mümkündür. Üstelik hem daha hesaplı olur hem de iz bırakacak nice hatıralar birikir.

Bu vesileyle, her yıl olduğu gibi bu sene de kampları organize eden, kendisi veya ailesiyle bu kampları şenlendiren, zaman ayırıp bu kamplarda bilgi ve tecrübelerini paylaşan kadın erkek bütün kardeşlerimize takdir ve teşekkürlerimi arz ediyorum.

Kaynaklar

[1] Bediüzzaman Said Nursi, Şuâlar, 14. Şuâ, s. 609-610, Süreyya Yay., İst. 2016.

[2] Müslim, Îmân 93. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Edeb 131; Tirmizî, Et’ime 45, Kıyamet 56; İbni Mâce, Mukaddime 9, Edeb 11.

[3] Ebû Dâvûd, Edeb 143. Ayrıca bkz. Tirmizî, İsti’zân 31; İbni Mâce, Edeb 15.

Bu yazıyı paylaş